Başlangıç
tarihi Ocak 1983 olan logaritmik ölçekli aşağıdaki grafikte, enflasyon düzeltmesi
uygulandığında Kasım 2001’deki dip seviyenin 7.44’e ve Nisan 2011’deki zirvenin
de 70.50’ye yükseldiği görülüyor. Günümüzde gümüşün bulunduğu seviye ise 32.93
dolar civarlarında seyrediyor.
İkinci grafiğimiz 2016 başından itibaren yine logaritmik ölçekle oluşturulmuş ABD
Enflasyonu Düzeltmeli Gümüş Grafiği. Son dip seviye olan Mart 2020 tarihli
14.26, bir önceki dip seviye olan 12.63’e göre daha yukarıda gerçekleşen bir
toparlanmaya işaret ediyor. Şubat 2021 tarihli 35.97 dolarlık son zirve gümüşün
yükseliş yönündeki ilk hedefi durumunda.
Burası
aşıldıktan sonra nominal zirve olan Nisan 2011 tarihli 49.54 hedeflenecektir.
2011 tarihli bu değere ABD enflasyonu düzeltmesi uygulandığında karşımıza
grafikte görülen 70.50 değeri çıkıyor. İşte gümüşün üçüncü hedefi bu seviye
olacaktır.
Önümüzdeki
yıllarda gerçekleşecek ABD enflasyonu ile birlikte 70.50 dolarlık bu seviyenin artmaya
devam ettiğini göreceğiz. Nitekim Ocak ayında enflasyon düzeltmeli gümüşün
zirvesi 70.39 dolardı. Bir ay içerisinde ABD enflasyonu paralelinde 11 sentlik
bir artış gerçekleşti. Dolayısıyla birkaç yıl sonrasını düşündüğümüzde, daha
önce yaptığımız 80-90 dolarlık tahminlerle eşit bir seviyeye gelinebileceği
söylenebilir. Bu nedenle geriye doğru ABD enflasyonu düzeltmeli gümüş grafiği,
takibe almamız gereken en önemli grafiklerden birisi durumundadır.
1983
senesi başından itibaren oluşturulmuş logaritmik ölçekli aşağıdaki grafiğikte sol sütundaki mavi renkli gümüş eğrisi sağ sütundaki siyah renkli Dow Jones
Endeksi eğrisi ile karşılaştırılmaktadır. Altın ile Dow Jones Endeksi arasında 10
katlık ölçek farkı bulunuyordu; aşağıdaki grafiğin sol ve sağ sütunlarına
dikkat edin; gümüş ile Dow Jones Endeksi arasında da 1000 katlık ölçek farkı
bulunuyor.
1983 yılı
başında gümüş Dow Endeksi’nden 12.88 kat daha yüksek getiriye sahipti. Sonra
Şubat 1996’da getirileri birbirlerine eşitlendi ve Ocak 2006’ya kadar olan
dönemde ABD Dow Endeksi getiri anlamında gümüşü geçti.
Daha sonra
Nisan 2001 itibarıyla gümüşün getirisi Dow Endeksi getirisinin 4.10 kat üzerine
çıktı. Günümüzde ise, grafiğin son bölümüne dikkat ediniz, siyah renkli Dow
Endeksi eğrisi mavi renkli gümüş eğrisinin %34, yani 1.34 kat üzerinde
bulunuyor.
Bir önceki blog yayınında 2027 sonu itibarıyla gümüşün 85 dolara yükselebileceğini görmüştük. Bu grafik
üzerinde de şunu söyleyebiliriz: Eğer Dow Jones 36,500’lere geriler ve gümüşün
getirisi önce Dow’u yakalayıp sonra bunun 1.5 kat üzerine çıkacak olursa
gümüşün ons fiyatı da 55 dolara erişebilecektir.
Bu ikinci
tahminimiz olsun.
Üçüncü tahminimiz ise aşağıdaki Gümüş/Dow Endeksi Oranı Grafiği'nde yer alıyor. 1-3-5 nolu çemberlerde gümüş ve Dow
Endeksi getirileri birbirine eşitti. Mayıs 2001 tarihli 2 nolu çemberde Dow’un
getirisi gümüşün 2.59 kat üzerine çıkmıştı. Nisan 2011 tarihli 4. çemberde ise
gümüşün getirisi Dow’un 4.10 kat üzerine çıkmıştı. İşte, 6 ve 7 numara olarak oluşturulan çemberler, geleceğe dönük ikinci ve üçüncü tahminleri gösteren seviyelere işaret etmektedir.
Gümüş/Dow
Endeksi Oranı gümüş lehine 1.5 kat olursa, bunun gümüş fiyatını 55 dolara
taşıyabileceğini görmüştük.
Benzer şekilde eğer Dow Jones’un seviyesi 45 bin
dolar civarında kalır ve Gümüş/Dow Endeksi Oranı 2.00’a yükselecek olursa, bu
durumda gümüşün fiyatı 90 doları görebilecektir.
Bence bunlar oldukça makul hedefler. Siz ne
dersiniz?
Altıncı dereceden polinomun kullanıldığı bu grafikte trend çizgileri Ocak 2028'e kadar uzatılmıştır. Bu eğilimin devam etmesi durumunda, bu grafik bize altının 2027 sonu-2028 başı itibarıyla 5.750 dolara, gümüşün ise 75 dolara çıkabileceğini göstermektedir. Elbette, trend farklı bir yol izleyebilir ve süreç çok farklı bir resim sunabilir. Burada, yalnızca verilere dayanarak matematiksel bir çıkarım yapıyoruz.
Matematik yanılmazdır, ancak süreç farklı bir matematik gerektirebilir.
Gerçekten de, aşağıdaki grafik bize böyle bir olasılığı göstermektedir. 1983'ün başından günümüze kadar oluşturulan Altın/Gümüş Oranı Grafiğindeki yükseliş eğilimini fark etmiş olmalısınız. Altın/Gümüş Oranı'nın orta çizgisi 1983'ün başında 61 iken, bugün bu orta çizginin 75'e yükselmiş gibi görünüyor. Yani ortalamalar açısından altın, 42 yıl öncesine göre gümüşten yaklaşık %23 daha değerli.
Daha önceki yayınlarımdan birinde bahsetmiştim. Şimdi tekrarlamanın tam zamanı: Altın/Gümüş Oranı'nın ilk belirlendiği tarih Roma İmparatorluğu'na denk geliyor. O zamanlar altın/gümüş oranı 12:1'di. Yirminci yüzyılın başlarında 40:1'e yükseldi. Daha sonra, ilk başta 60:1'in, bugün ise 75:1'in geçerli olduğunu görüyoruz. Bu oranın önümüzdeki on yıllarda 100:1'lik zirvesine ulaşmasını bekliyorum. Elbette bu bir gecede olabilecek bir şey değil, 2075 civarında gerçekleşebilecek bir öngörü.
Aşağıdaki grafikte 2020 sene başından başlayarak altın ve gümüş değerlemelerinde
yaşanan seyir izlenmektedir. Grafikte siyah renk altını, mavi renk gümüşü
gösteriyor.
1 rakamı
ile işaretlenmiş bölüm hem altın hem gümüş için Eylül 2022 tarihindeki dip seviyeye,
2 rakamı ile işaretlenen bölüm ise yine her ikisi için Mayıs 2024 tarihindeki
zirveye işaret etmektedir.
1’den 2’ye
olan bölümde altın %51.77 oranında yükselmişken gümüş ise aynı dönemde %85.18
oranında değer kazanmıştı. Yani gümüşün getirisi, altının hayli üzerindeydi.
2’den 3’e,
yani Mayıs 2024’deki zirvesinden günümüze olan bölümde ise altın %19.98 oranında
yükselirken, gümüşün yükseliş oranı %1.31’de kaldı. Dolayısıyla getiri
anlamında altın ile gümüş arasındaki fark kapanmaya yüz tuttu.
Şimdi size
çok önemli bir ipucu vereceğim. Gümüş fiyatını gösteren sol sütundaki ölçeklendirme
ile altın fiyatını gösteren sağ sütundaki ölçeklendirme arasında 100 kat fark
bulunduğuna dikkat ediniz. İşte, grafikteki siyah ve mavi eğriler kesişecekmiş
gibi birbirine yaklaştığında, yani altın fiyatı gümüş fiyatının 100 katı
civarına çıktığında (bu bazen 95 katta kalıyor, bazen de 115 katı bulabiliyor)
işte böyle durumlarda, gümüş genellikle kısa sürede bir tepki sıçraması
yapmakta ve siyah eğri tekrar mavi eğri ile arasındaki farkı açmaktadır.
Bu durumu
logaritmik ölçeklendirilmiş, 1990 senesi başından itibaren oluşturulmuş grafikte,
çok daha geniş bir zaman aralığı içerisinde de izleyebiliyoruz. Mavi renkli
gümüş eğrisi, genel eğilim olarak, siyah renkli altın eğrisinin üzerinde bulunuyor
gördüğünüz gibi. Fakat bazı durumlarda bu iki eğri birbirine yakınlaşıyor. Bu
yakınlaşmanın ardındaki dönemde ise gümüş altına göre daha iyi performans
gösteriyor.
Bu takibi
yapmanın –elbette- daha kolay bir yolu var. Altın/Gümüş Oranı grafiği bize bu
olanağı sağlıyor.
Bir önceki
grafikten hatırlarsanız, 2011 Nisan’ında gümüş altın ile arasındaki farkı çok açmış
ve zirve değerine ulaşmıştı. İşte bu tarihten günümüze altın daha fazla
kazandırmış durumda. Bu durum turuncu renkli ok ile gösterildi.
Grafiği
kabaca üçe bölmek mümkün. Altın/Gümüş Oranı 30-60 arası seviyelerde bulunurken
altın, 75-115 arası seviyelerde bulunduğunda ise gümüş, performans açısından
daha avantajlı duruma geçiyorlar. Günümüzde 89.26 seviyesindeyiz.
Basılan ABD doları yani emisyon miktarı ile ABD Ulusal Borçları'nın altın fiyatlaması üzerinde doğrudan etkisi bulunmaktadır.
Dolar
emisyonu, yani basılan dolar miktarı Nisan 2022 tarihinde 21.72 trilyon dolar
ile zirve yapmıştı. Pandemiyle başlayan süreç yüksek enflasyona neden olunca
FED faiz yükselterek dünyaya yayılmış dolar mevcudunun 1 trilyon dolarlık
kısmını geri çekti. Ve Ekim 2023 tarihinde dolar emisyonu 20.69 trilyon dolara
geriledi.
Bu tarihin
ardından emisyon hacmi yeniden artmaya başladı ve artık neredeyse Nisan 2022
tarihindeki emisyon miktarına geri dönüldü. Aralık 2024 sonundaki emisyon
tutarı 21.53 trilyon dolar seviyesindeydi.
Dolar
emisyonu ile altın fiyatı arasında doğrudan bir ilişki var. Piyasa hareketlerinden
bağımsız olarak, emisyon arttığında altın fiyatı –ortalamalar olarak- yaklaşık
aynı oranlarda yükseliyor.
Hele bir
de altın fiyatını piyasa hareketleri de destekliyorsa, bu durumda altının dolar
emisyonuna oranı da yükseliyor. Bu oranın gösterildiği grafik incelemesi altın
fiyatını tahmin etmek açısından son derece önemli.
Gördüğünüz
gibi günümüzde altın fiyatı ABD emisyon hacminin 0.136 seviyesinde. Altın
yükseldiğinde bu oran da yükseliyor. Bu paralelde 2011 Eylül’ünde görülen 0.200
seviyesinin tekrar görüleceği düşüncesindeyim.
Hatta daha
ileri bir tarih için değerlendirildiğinde, 0.300 ila 0.400 aralığına da
yükseliş yaşanabilir. İlk grafik 2000 tarihi sonrasını gösteriyordu. Bu
grafiğin başlangıç tarihi ise 1978.
Altın
fiyatları açısından bir diğer önemli gösterge ABD Ulusal Borçlarının seviyesi. Tıpkı
emisyon hacmi gibi bu da önemli bir veri paketini oluşturuyor. Günümüzde ABD
ulusal borçları, dolar emisyonunun da çok üzerinde bir rakam olan 36.22 trilyon
dolar seviyesinde.
ABD Ulusal
Borçları ile altın fiyatı arasında da, emisyon miktarına benzer bir bağıntı söz
konusu ancak bazı dönemler biri, bazı dönemlerde de diğeri daha yüksek
seviyelerde bulunabiliyor.
Tablodan
son elli beş yıllık seyri izliyorsunuz. En son sütundaki Altın/Borç Oranı’na
dikkat ediniz. 1980 yılında 1.32 ile dip seviyeye erişilmiş. Yani bu tarihte
altın fiyatı ABD Ulusal Borçları karşısında zirvesine tırmanmış. 2000 yılına
gelindiğinde ise 20.40 seviyesine ulaşıldığını izliyoruz, yani altın yeni
milenyumun başlangıcında çok ucuz bir meta durumundaymış.
Altın/Borç
Oranı’nın yükselmesi altın fiyatının ucuzladığı, gerilemesi ise pahalılaştığı anlamına
geliyor. Günümüzde 12.45 seviyesindeyiz. İki yıl öncesine göre altının
değerlendiği kesin ancak hala Altın/Borç Oranı yüksek seviyesini koruyor.
Dolayısıyla önümüzde hala geniş bir alan olduğu söylenebilir.
Bu
kapsamda 2027 yılı sonuna dönük ek tahminlerde bulunarak bitiriyorum. Bunları son
üç satırda görüyorsunuz.
Eğer 2027
senesi bitiminde altının ABD ulusal borçlarına oranı %10 seviyesine gerilemiş
olursa, bunun anlamı altın fiyatı için en az 5.270 dolarlık bir fiyat anlamına
gelecektir. Hele ki bu oran %7.5’a gerilerse bu durumda altının ons fiyatı
7.027’ye, oranın %5’e gerilemesi durumda ise altının ons fiyatı 10.540 dolara
yükselecektir.
Bu
rakamlar tahmin etmenin ötesinde birer şartlı önerme durumundadır. Eğer bu
olursa, sonuç bu olur şeklinde.
Türkiye’de
maalesef ekonomi iyi idare edilmediği gibi veriler de doğru açıklanmıyor. Özellikle
TÜİK’in enflasyon verilerinde, gelir kaybı yaşayarak bizzat bunun şahidi
durumundayız. Bu nedenle size önce TÜİK sonra ENAG verileriyle oluşturulan
Gerçek Değer Grafikleri’ni göstereceğim.
Günümüzde
Doların Türk Lirası karşısında Piyasadaki Parite Değeri, yani PPD’si 36.27 TL civarında
seyrediyor. Gerçek Parite Değeri, yani GPD’si ise TÜİK enflasyon verileriyle
bakıldığında yalnızca 22.86 Türk Lirası çıkıyor. Yani TÜİK’e göre doların
piyasa değeri, gerçek değerinden %59 daha pahalı durumda.
Grafikte
gördüğünüz 46.85’lik maksimum değer ise Türk Lirası’nda Temmuz 2022’deki gibi
bir değer kaybı yaşanması durumunda doların fırlayabileceği en yüksek değeri
ifade ediyor.
İkinci
grafiğimiz ENAG enflasyon verileriyle oluşturuldu. İlk grafikte mavi ile
gösterilen piyasa değeri, kırmızı renkli gerçek değerin %59 üzerinde
bulunuyordu. Burada ise Piyasa Değeri’nin Gerçek Değer karşısında rekor
gerileme içerisinde olduğunu görüyoruz. Aralarında tam olarak %111’lik fark var.
Yani ENAG
verilerine göre Doların Gerçek Değeri 76.54 Türk Lirası. Bu değer Türk ekonomisinin
iyi durumda olduğu Temmuz 2008 tarihindeki -%70’lik orana karşılık gelen
değerden bile çok daha büyük bir farka işaret ediyor. Yani ENAG verileri
açısından Türk Lirası, tarihinde hiç olmadığı kadar değeri arşa tırmanmış yani
aşırı pahalı, dolayısıyla dolar da aşırı ucuz bir seviyede bulunuyor. Üretici,
ihracatçı, sanayici şikayet etmesin de ne yapsın?
Eğer
TÜİK’in verilerini az, ENAG’ın verilerini yüksek buluyorsanız, İstanbul Ticaret
Odası ve İstanbul Planlama Ajansı’nın, yani ITO ve IPA’nın enflasyon
verileriyle oluşturulan grafiklere bakmak istersiniz belki. Daha sonra da
bunların ortalamalarının alındığı bir tablo vereceğim sizlere.
ITO
verileri TÜİK verileriyle paralellik gösteriyor. Bu kapsamda, tıpkı TÜİK
grafiğinde olduğu gibi, burada da mavi renkli piyasa değeri, kırmızı renkli gerçek
değerin %21 üzerinde bulunuyor. ITO’ya göre Doların Gerçek Değeri 29.91. Kasım
2021’deki gibi bir tırmanma yaşanması durumunda görülebilecek Maksimum Dolar
Değeri ise 61.47.
İstanbul
Planlama Ajansı, yani IPA’nın verileri ise güncel piyasa değerine oldukça yakın
bir seviyede bulunuyor. Buna göre Doların Piyasa Değeri, Gerçek Değerin
yalnızca %5 aşağısında ve Doların Gerçek Değeri 38.23’ü gösteriyor. Doların
Maksimum Değeri olarak ise karşımıza 72.53 Türk Lirası’lık bir değer çıkıyor.
“Türkiye’de
hiçbir enflasyon verisi güvenilir değil! En iyisi ortalamalarını alalım,”
derseniz, işte bunun tablosu da aşağıda yer alıyor.
Ortalamalar
cinsinden Doların Gerçek Değeri 41.88 Türk Lirası ve ani bir yükseliş yaşanması
durumunda doların yükselebileceği maksimum değer de 80.24 Türk Lirası.
Dolayısıyla bu iki değer arasındaki bir seviyeyi doların hedefi olarak
düşünebilirsiniz.
Aşağıdaki logaritmik ölçeklendirilmiş grafikte Dow Jones Endeksi ile altın metalinin 1972 senesi başından günümüze gösterdikleri fiyat değişimleri aynı anda izlenebilmektedir. Siyah renkli eğri ons
altını, mavi renkli eğri ise Dow Jones Endeksini gösteriyor.
2., 4. ve 6.
yeşil çemberlerde altın ve Dow Jones getirileri birbirlerine eşitken 1. ve 5. çemberlerde
altın, 3. çemberde ise Dow Jones Endeksi daha yüksek getiriye sahipti.
Birinci
çember Eylül 1980 tarihindeki durumu gösteriyor. Burada altının getirisi Dow’un getirisinin 6.80 kat üzerine çıkmıştı. Üçüncü çembere gelindiğinde yani Ocak 2000 tarihinde ise Dow’un getirisi altının 4.15
kat üzerine çıktı.. Beşinci çemberde altının bir kez daha yüksek kazanç sağladığını ve Dow Jones getirisini %85 oranında, yani 1.85 kat aştığını görüyoruz.
Dow
Endeksi ve altın cevheri getirilerinin birbirlerine eşitlendiği 6. çember sonrasında
ise Dow Jones Endeksi altından daha fazla getiri sağlamayı başardı. Günümüzde
aralarındaki fark Dow Jones Endeksi lehine 1.53 kat seviyesindedir. Ocak ayında
ise 1.62 katlık fark bulunuyordu. Yani altının getiri anlamında Dow Endeksi’ni
yakalama yolunda ilerlediğini söyleyebiliriz.
Yukarıdaki grafik üzerinde altın fiyatının geleceğine dönük ilk tahminimi yapmak istiyorum. Bence
2027 yılına kadar olan dönemde siyah renkli altının getirisi mavi renkli Dow
Jones Endeksi getirisini önce yakalayacak, sonrasında da bunun en az 1.5 kat
üzerine çıkacaktır. Bu kapsamda Dow Jones’un 36 binli seviyelere gerilemesini ve
altının fiyatının da 5,500 dolar civarına yükselmesini bekliyorum.
Sol
sütundaki altın ve sağ sütundaki Dow Endeksi ölçeklendirmelerine dikkat edin.
Aralarında 10 katlık fark bulunuyor.
Şimdi sıra
geldi, benim çok sevdiğim özgün ve güzel grafiğimize. Burada altın ve Dow Endeksi
getirilerini birbirlerine orantılamış durumdayız. 1-7 arasında işaretlenmiş çemberler bir önceki grafik ile uyum içerisindedir.
2-4-5-6
numaralı çemberler, Dow ve altın getirilerinin birbirlerine eşitlendiği ya da
yakın olduğu dönemleri gösteriyor. 1 nolu çemberde altının, 3 ve 7 nolu
çemberlerde ise Dow Endeksi’nin getirileri daha fazlaydı.
Turuncu
renk ile gösterilen sıfır hattının altına inilmesi, Dow Endeksi getirisinin
daha yüksek olduğu anlamındadır. Üstüne çıkılması ise altının getirisinin daha fazla olduğunu gösterir.
2027
yılına uzattığım aşağıdaki son grafikte ikinci tahminimi yapıyorum.
İlk
tahminimde Altın/Dow Oranı’nın 1.50’ye yükselmesine ve bu kapsamda altın
fiyatının 5.500 dolara erişmesine dönük beklentimi ifade etmiştim. İkinci
tahminim, biraz daha uzak bir gelecek için, altının getirisinin Dow Jones
Endeksi getirisini iki kat aşabileceği şeklinde. Eğer bu gerçekleşirse, Dow
Jones Endeksi 45.000 dolar seviyelerinde bulunurken altının ons fiyatı 9,000
dolara erişebilecektir.
2013’den
günümüze dünya borsaları önemli getiriler sağladılar. Türk Borsası
gibi yatırımcılarını üzmediler. Bunu görmek için aşağıdaki grafiğe bakmak yeterli.
Bu grafikte ABD Dow Jones Endeksi ile
BIST-100 Endeksi karşılaştırılıyor. 2003 Mart’ından itibaren oluşturulmuş,
logaritmik ölçek kullanılmış, dolar cinsinden bir grafik bu.
2003-2013
arası dönemde Türk borsasının getirisi Dow Jones’un üzerindeydi ancak BIST-100
üç kere 500’lü seviyelere gelmesine karşın burayı aşamadı ve sonrasında
gerileyerek en düşük 133 dolar seviyesini gördü. Dow Jones ise 2013’den sonra
da mükemmel tırmanışını sürdürdü.
Günümüzde
BIST-100’ün dolar karşılığı 274, Dow Jones ise 44,710 seviyesinde bulunuyor. Bu
grafik, bir önceki bölümdeki altın grafiğinin de gösterdiği gibi bize teyit ediyor ki, Türk ekonomisi düzeldiğinde BIST-100 Endeksi
3.84 kat yükselerek Dow Jones’un getirisini yakalayabilir ve 1.052 dolar
seviyesine erişebilir.
Ne zaman?
Şimdi değil! Ekonomi yönetimi değişip Türk ekonomisi gerçekten düzelmeye
başladığı zaman.
Aşağıdaki ilk
grafikte altının gram fiyatı BIST-100 Endeksi ile 2020
başından itibaren oluşturulmuş logaritmik ölçekli grafikte karşılaştırılmaktadır. Altın
siyah renkli, BIST-100 Endeksi mavi renkli eğriler ile gösteriliyor.
Ocak 2022-Eylül 2023 arasındaki 1,5 yıllık sürede BIST-100 %316 yükselirken altın %112
yükselmiş. Eylül 2023 sonrası dönemde ise BIST-100’ün yükselişi %19’da kalıyor;
altının yükselişi ise hala devam eden süreçte %109’u aşmış durumda.
Toplam
değerlenmelere bakıldığında 2020 başından günümüze Türk borsasındaki yükselişin
%732, gram altındaki yükselişin ise bunun %38.65 üzerinde olacak şekilde %1015
oranında gerçekleştiğini görüyoruz.
Altın
lehine olan bu gelişme, grafiğimizin başlangıç tarihini 2013 Mayıs’ına
çektiğimizde çok daha büyüyor. Yine logaritmik ölçek kullanıldı ve altın yine
siyah renk ile gösteriliyor. Sol sütundaki altın ölçeği ile sağ sütundaki
BIST-100 Endeksi ölçeği arasında 10 kat fark bulunduğuna dikkat edin.
Mayıs 2013
tarihinde ölçek farkı 11.17 katmış, günümüzde ise 2.91 kata düşmüş durumda.
Yani bu dönemde altın, BIST-100 Endeksi’nden 3.84 kat daha fazla kazandırdı.
Dolayısıyla
eğer Türk ekonomisi düzelecek olursa aradaki bu 3.84 katın kapanarak BIST-100
Endeksi’nin 38,100’e yükselmesi olası.
Peki, bunu
yakın gelecekte bekliyor muyum? Hayır! Çünkü bence günümüzde Türk ekonomisine
yapılan müdahaleler, onun belini doğrultmak için değil kamburunu daha da
büyütmek için gerçekleştiriliyor. Niyet bu değildir herhalde_ancak sonuç bu
olacak diye korkuyorum.
2013’den
günümüze dünya borsaları ise önemli getiriler sağladılar. Yani Türk Borsası
gibi yatırımcılarını üzmediler. Bir sonraki bölümde ABD Dow Jones Endeksi ile
BIST-100 Endeksi karşılaştırıldı. Türk Borsası yeniden yükselişe geçerse nerelere tırmanabileceğinin teyidini buradaki grafikten de izleyebilirsiniz.
Altın,
tarihin başlangıcından günümüze, enflasyon karşısında tasarrufların korunmasını
sağlayan en temel yatırım aracı durumunda. Ve bu işlevini sırf Türkiye’de
yaşanan yüksek enflasyon karşısında değil ABD enflasyonu karşısında da yerine
getiriyor.
Ve bazı
dönemlerde bu tasarrufları koruma fonksiyonunu aşarak gerçek bir yatırım nesnesi
halini alabiliyor, yani tüm diğer yatırım araçları arasında getiri anlamında
zirveye oynayabiliyor.
Bu durumu
en son 2001-2011 tarihleri arasındaki on yıllık dönemde yaşamıştık. Bu dönemde
altın yaklaşık 200’den 2000’e on kat yükseldi. Aradan yine yaklaşık, yatay
seyrin hakim olduğu on yıllık bir dönem daha geçti. Ve şimdi, bakalım kaç yıllık,
yeni bir yükseliş trendine geçmiş olduk.
Grafiğimiz
logaritmik ölçekli. Böyle uzun vadeli incelemeler yaparken logaritmik ölçeği kullanmalısınız.
Şimdi bir
tabloyla devam ediyoruz. Son yükselişle birlikte fiziki altının toplam piyasa
değeri 20 trilyon doları aşmış durumda. Bitcoin’in değeri ise altının %9.4’üne
karşılık gelen 1.92 trilyon dolar seviyesinde. Tüm akçaların toplam piyasa
değerine baktığımızda, altının %15.66’sına denk gelen 3.19 trilyon dolarlık
değerle karşılaşıyoruz.
Bir de
biliyorsunuz, ETC’ler, ETF’ler, altın sertifikaları, altın hesapları, altın
fonları, vadeli işlemler, opsiyonlar şeklinde pek çok kağıt altın bulunuyor.
Ocak ayında bu kağıt altının fiziki altına oranı 126.77’ye 1 idi. Yani bir ons
fiziki altının karşılığı olarak, yatırım dünyasında 126.77 ons kağıt altın
bulunuyordu. Şubat ayında bu oran %1.14’lük artışla 128.22’ye 1’e yükseldi.
Hesaplarda
kağıt altın olarak bulundurulan bu tutarı eklediğimizde, dünyada altına yatırılan
paranın toplam büyüklüğü 2.6 katrilyon dolara ulaşıyor. Böyle baktığımızda
Bitcoin’in toplam değeri altının on binde 7’sinde ve akçaların toplam değeri de
altının binde 1.2’sinde kalıyor. Bunlar altının devasa cüssesi karşısında ihmal
edilebilir tutarlar. Yani Bitcoin’e sanal altın demek gerçeklikle bağdaşmıyor.
Sanal altın, Bitcoin değil altının kağıt olarak bulundurulan bizatihi kendisi.
Bitcoin ve
diğer akçalar başka bir şey. Bunu da ilerleyen günlerde, akça yayınımızda konuşacağız.
Bu metin içerisinde bir önceki ayın ve 2025 yılının en çok ve en az kazandıran yatırımlarını bulacaksınız. Aşağıdaki tabloda yer alan tüm yatırım araçlarının performansları blog içerisindeki diğer yayınlarda ayrıntısıyla ve grafikler eşliğinde incelenmekte, geleceğe dönük tahminler değerlendirilmektedir.
1 Ocak’tan günümüze en çok kazandıran yatırım aracı
gümüş. Onu diğer değerli metaller, yani altın ve platin izliyor. Tablonun
ortasında Türk lirası olarak fiyatlarını ve değerlenme oranlarını görüyorsunuz.
Tablonun sağında ise kazanç ve kayıplar dolar cinsinden ifade edilmişlerdir.
Bizim gibi yüksek enflasyon ülkesinde bunu yapmak şart.
Gümüş %11, altın ve platin ise %9 civarlarında
kazandırmışlar.
Dördüncü sırada akçaların dominantı Bitcoin yer alıyor.
Aslında diğer akçaların önemli kayıplarla karşılaştığı bir dönemdi, bu dönem.
Fakat Bitcoin, ay içinde çok daha yüksek değerlere tırmanmış olsa da, Ocak
dönemini dolar cinsinden %5.35’lik getiriyle tamamladı.
Bitcoin’i, hala yüksek seyrini koruyan faiz kazancı takip
ediyor. 37 gün için %45,5’luk faize yatırılan paranın reel karşılığı bu dönemde
%2.26 oldu. Elbette bu dolara karşı olan değerlenmeyi ifade ediyor. Oysa
enflasyon açısından bakılsa, faiz aslında zarar ettirmiş olurdu.
Mart ayından itibaren yatırım araçlarının kazanç ve kayıpları, TÜİK ve ENAG enflasyonları açısından da değerlendirilecektir. Böylece baskılanan dövizin neden olduğu yanılsamalar engellenmiş olacaktır. Çünkü Türk yatırımcılar açısından, dolar cinsinden kazanç çoğu durumda enflasyon
karşısında kazanç anlamına gelmeyebilmektedir.
Ayrıca Mart 2025 ayından itibaren yukarıdaki tabloya TEFAS fonlarının da genel bir değerlendirmesi eklenecektir.
Ocak ayının getiri sıralamasında altıncı sırada İstanbul
konut ortalaması yer alıyor. Buna biraz daha ayrıntılı bakalım.
Verileri “endeksa” sitesinden aldım. Buna göre 100
metrekarelik bir konut fiyatının Türkiye ortalaması bir ay içerisinde 2 milyon
972 binden 3 milyon 14 bin liraya, İstanbul ortalaması ise 4 milyon 477 binden
4 milyon 606 bine yükselmiş durumda.
Türkiye’deki konutların kira ortalamasına baktığımızda
18,100’den 18,700’e bir yükseliş olduğunu görüyoruz. İstanbul’daki konutların
kirası ise bir ay içerisinde 25,300’den 26,500’e yükselmiş durumda.
Şimdi getiri sıralamasına döndüğümüzde şuna dikkat
etmenizi istiyorum. Altıncı ve sekizinci sıradaki konut getirilerini sıralarken
kira kazancını da konut değerlenmesine eklemiş durumdayım. Bu eklemeyi,
yaptığınız bir yatırımdaki temettü geliri olarak düşünebilirsiniz.
Böyle baktığımızda İstanbul’daki bir konutun dolar
cinsinden ortalama getirisi %1.82’ye ulaşıyor.
Dow Jones getirisi yedinci sırada ve %0.44’lük bir artış
var.
Sekizinci sırada konut getirisi olarak Türkiye
ortalamasını görüyoruz. Burada da dolar cinsinden 0.38’lik bir kazanç söz
konusu.
Son dört sırada ise Ocak 2025’in kaybedenleri bulunuyor.
BIST-100 Endeksi bu dönemde dolar olarak %2.71
kaybettirdi.
Bir de benim seçtiğim 38 hisse senedi var ki, buradaki
kayıp çok daha büyük. Dolar cinsinden tam olarak %9.48.
Şimdi size bu hisse senetlerinin kısaca tablosunu
göstereyim. İzlediğiniz gibi yalnızca dördü kazandırmış, diğerleri ise hayli
yüksek oranlarda kayba uğramışlar. Bakalım sonraki aylarda durum nasıl
değişecek?
Henüz hisse senedi almadım. Şu dönemde alır mıyım, onu da
bilmiyorum. Fakat değerli metal yatırımlarımı belirli bir seviyeye geldiğinde
ve akçalar da belirli bir seviyeye düştüğünde, bir kısmını bozdurup üç, beş ay
için Bitcoin, Ethereum ve Binance’a yatırabilirim diye düşünüyorum. Elbette
koşullarım sağlanırsa bunu yapacağım.
Ocak 2025’in en ağır kaybedenleri ise Ethereum ve Binance
akçalarıydı. Birisi %15, diğeri %17’yi aşkın oranlarda kaybettirdiler.
FED faizini %4,5’da tuttu, herhangi bir indirime gitmedi.
Merkez Bankası ise bu dönemde faizleri %47,5’dan %45’e düşürdü.
Tüm bu yatırım araçları blog içerisinde ayrıntısıyla değerlendirilmektedir.