“Devalüasyon
nedir?” sorusuyla başlayalım çünkü bazen kavramsal farklılıklar söz konusu
olabiliyor. Devalüasyon, enflasyon paralelinde, onun biraz aşağısında ya da
biraz üzerinde kalacak şekilde, piyasa hareketleri doğrultusunda ya da
kontrollü bir şekilde dövizin adım adım değer kazanması sürecini anlatmaz. Asıl
olarak devalüasyon, dövizin bir ya da birkaç gün içerisinde, kısa sürede anormal
yüksek oranlı artışı anlamına gelir.
Her iki
durumda da ulusal paranın değer kaybı söz konusudur ancak devalüasyon, bir kopuşu,
bir halden bir başka hale geçişi ya da atom örneği verecek olursak, bir elektronun
sahip olduğu enerji seviyesindeki değişiklik gibi bir anlamına gelir. Bu
değişiklik, atomun yapısına ya da ekonomik yapıya bağlı olarak ya bir
uyarılmaya ya da yozlaşmaya işaret eder.
Yani her
devalüasyon aynı nedenle gerçekleşmez ve aynı sonucu vermez.
Şu grafiğe
bakın… Burada Türk Lirası değer kaybediyor mu? Evet, kaybediyor. Fakat sözünü
ettiğim devalüasyon bu grafikte mevcut değil.
Şimdiki
grafikte P harfi ile gösterilen bölümde ise bir devalüasyon söz konusu. İlerleyen satırlarda, Türkiye’de yine böylesi bir devalüasyon olasılığı ve gerekliliği
hakkında tartışıyor olacağız.
Zamanını
bilmemekle birlikte ben Türkiye’de bir devalüasyon olacağını, dahası olması gerektiğini
söylüyorum. Aşağıda bu devalüasyonun olası büyüklüğünü değerlendireceğim. Bir önceki bölümde ise devalüasyon sonrasında neler yaşanabileceğini bulabilirsiniz.
Kabul
etsek de etmesek de dünya artık küresel bir köy halini aldı. Bir ülkenin
yalnızca kendi üretimiyle ayakta kalabilmesi mümkün değil. Ya Kuzey Kore gibi
olacaksınız (Ki bu ülke, Çin ve Rusya’dan aldığı desteğe rağmen bu durumda) ya
da dış ticarete dönük faaliyetlerde bulunacaksınız. Yani dışarıdan mal
alıyorsanız, mal da satmak durumundasınız. (Trump da bu özgüvenle –ya da bu
ukalalıkla diyelim- Ukrayna’ya “Sana silah veriyorum, sen de bana madenlerini
ver,” diyor biliyorsunuz. Bu işler öteden beri kamuoyundan gizli saklı zaten
yapılan işlerdi. Trump’ın farkı, kartlarını açık oynayıp, bu işi alenen
yapması.)
Dış
ticaret, küresel köy dediğimiz dünya düzeninde uygarlaşmanın, zenginleşmenin,
saygın bir ulus olmanın, hatta ayakta kalmanın en önemli bileşeni durumunda.
Peki bu dış ticareti nasıl yapacaksınız? Takas yöntemiyle yapamayacağınıza
göre, ticari partnerinizin kabul edeceği ortak ve güçlü bir değişim aracı
kullanacaksınız. Bu değişim aracı, altın, petrol, gümüş, pırlanta, dolar, euro,
yen, yuan, Bitcoin ya da Türk Lirası olabilir. Yeter ki, sağlam, rezerv değeri
bulunan ve kabul edilebilir bir değişim aracı olsun.
Eğer sizin
ulusal para biriminiz rezerv değerine sahip değil ve değişim aracı olarak onay
görmüyorsa; ticareti kolaylaştıran bu akışkanın adının altın, petrol, dolar ya
da euro olmasının sizin açınızdan büyük bir farkı bulunmaz. Her durumda, küresel
ticaret dişlilerinin dönmesini sağlayan akışkan olarak düşünebileceğimiz para
birimini ya da birimlerini kazanmak zorunda olursunuz. Yani ihracatınızı
ithalatınıza denk tutmak ya da daha geniş kapsamıyla cari dengenizin fazla
vermesini sağlamak durumundasınız.
Bunu nasıl
yapacaksınız? Ülke olarak bazı sektörlerde öncü ve lider konuma gelerek, diğer
sektörlerde de rekabet avantajı sağlayarak.
Türkiye’nin
öncü ve lider olduğu sektörler var mı? Birkaç tane vardır herhalde. Fındık konusu
geliyor aklıma. Dünyanın en büyük ihracatçısı durumundayız fakat fiyatını,
bildiğim kadarıyla, dışarıdan belirliyorlar.
Peki, rekabet
avantajına sahip miyiz? Değişen taleplere göre üretiminizi hızla dönüştürmek,
güçlü özkaynaklara sahip olmak, üretim maliyetlerini düşürmek gibi pek çok
ayağı var bu işin.
Toparlarsak,
güçlü bir dış ticaret ülkesi olabilmek için planlı, programlı, emek ve sabır
isteyen, uzun vadeli ulusal bir kalkınma stratejisi oluşturulmalıdır. İktidara
kim gelirse gelsin, adımların ortaklaşa belirlenip, değiştirilmeden kararlılıkla
uygulanması gerekir.
Bu işi en
iyi Çin yapıyor. Kalkınma stratejileri kapsamında gerekli altyapı yatırımlarını
tamamlıyor, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştiriyor, uygun mali ve parasal
önlemler alıyor ve tüm bunların yanı sıra, bir yandan da, rekabet avantajını
pekiştirebilmek için ulusal parasının değerini düşürüyor.
Bizim bir
kalkınma stratejimiz var mı? Emin değilim, doğrusu. Fakat böyle bir stratejimiz
varsa bile kararlılıkla ve değiştirilmeden uygulanmadığına eminim. Hangi konuda
tutarlıyız ki, böylesi uzun soluklu bir süreci gereğince idame ettirebilelim.
Çin
Yuan’ının Gerçek Türk Lirası grafiğine bakınız. Mavi eğri piyasa değerini,
kırmızı kalın eğri gerçek değeri gösteriyor. Piyasa değerinin gerçek değerin
altında bulunması, Türk Lirası’nın aşırı değerlendiğinin bir göstergesi
durumunda. Oysa Çin ile rekabet edebilmek için Yuan’ın Türk Lirası karşısındaki
piyasa değerinin, gerçek değerinin üzerinde bulunması, yani mavi eğrinin kırmızı
eğrinin üzerine çıkması, en azından bu ikisinin birbirine eşitlenmesi gerekir.
Bu
grafikten çıkaracağımız sonuç şu: Türkiye’de eğer bir devalüasyon olacaksa, bu miktar
en düşük %82 oranında gerçekleştirilmelidir.
Aşağıda Türkiye'de enflasyon oranını açıklayan farklı kurumların verileri kullanılarak hesap edilmiş Gerçek Dolar Değeri ve paritede daha önce yaşanmış oranlarda ani bir sıçrama gerçekleşmesi durumunda doların yükselebileceği maksimum değerler gösterilmektedir. Tüm bu değerlerin ortalaması ise tablonun sağ bölümünde yer alıyor. Burada
devalüasyon miktarına dönük olarak %22 ile %134 arası bir değerlenme oranı,
yani 44.5 lira ile 85.5 lira arasındaki bir dolar değeri ile karşılaşıyoruz.
Devalüasyon
oranına dönük üçüncü çıkarımı ise aşağıdaki tablo üzerinden gerçekleştirebiliriz. 2020
başından günümüze dolar fiyatının diğer kalemler karşısında ne kadar geride
kaldığını görüyorsunuz. Yine en az %80’ler gibi bir devalüasyon olasılığı/gerekliliği beliriyor buradan da.




