8 Nisan 2025 Salı

Devalüasyon Nedir? Türk Ekonomisinin Niçin Uyarıcı Enflasyona İhtiyacı Var?

“Devalüasyon nedir?” sorusuyla başlayalım çünkü bazen kavramsal farklılıklar söz konusu olabiliyor. Devalüasyon, enflasyon paralelinde, onun biraz aşağısında ya da biraz üzerinde kalacak şekilde, piyasa hareketleri doğrultusunda ya da kontrollü bir şekilde dövizin adım adım değer kazanması sürecini anlatmaz. Asıl olarak devalüasyon, dövizin bir ya da birkaç gün içerisinde, kısa sürede anormal yüksek oranlı artışı anlamına gelir.

Her iki durumda da ulusal paranın değer kaybı söz konusudur ancak devalüasyon, bir kopuşu, bir halden bir başka hale geçişi ya da atom örneği verecek olursak, bir elektronun sahip olduğu enerji seviyesindeki değişiklik gibi bir anlamına gelir. Bu değişiklik, atomun yapısına ya da ekonomik yapıya bağlı olarak ya bir uyarılmaya ya da yozlaşmaya işaret eder.

Yani her devalüasyon aynı nedenle gerçekleşmez ve aynı sonucu vermez.

Şu grafiğe bakın… Burada Türk Lirası değer kaybediyor mu? Evet, kaybediyor. Fakat sözünü ettiğim devalüasyon bu grafikte mevcut değil.

Şimdiki grafikte P harfi ile gösterilen bölümde ise bir devalüasyon söz konusu. İlerleyen satırlarda, Türkiye’de yine böylesi bir devalüasyon olasılığı ve gerekliliği hakkında tartışıyor olacağız.



Zamanını bilmemekle birlikte ben Türkiye’de bir devalüasyon olacağını, dahası olması gerektiğini söylüyorum. Aşağıda bu devalüasyonun olası büyüklüğünü değerlendireceğim. Bir önceki bölümde ise devalüasyon sonrasında neler yaşanabileceğini bulabilirsiniz.

Kabul etsek de etmesek de dünya artık küresel bir köy halini aldı. Bir ülkenin yalnızca kendi üretimiyle ayakta kalabilmesi mümkün değil. Ya Kuzey Kore gibi olacaksınız (Ki bu ülke, Çin ve Rusya’dan aldığı desteğe rağmen bu durumda) ya da dış ticarete dönük faaliyetlerde bulunacaksınız. Yani dışarıdan mal alıyorsanız, mal da satmak durumundasınız. (Trump da bu özgüvenle –ya da bu ukalalıkla diyelim- Ukrayna’ya “Sana silah veriyorum, sen de bana madenlerini ver,” diyor biliyorsunuz. Bu işler öteden beri kamuoyundan gizli saklı zaten yapılan işlerdi. Trump’ın farkı, kartlarını açık oynayıp, bu işi alenen yapması.)

Dış ticaret, küresel köy dediğimiz dünya düzeninde uygarlaşmanın, zenginleşmenin, saygın bir ulus olmanın, hatta ayakta kalmanın en önemli bileşeni durumunda. Peki bu dış ticareti nasıl yapacaksınız? Takas yöntemiyle yapamayacağınıza göre, ticari partnerinizin kabul edeceği ortak ve güçlü bir değişim aracı kullanacaksınız. Bu değişim aracı, altın, petrol, gümüş, pırlanta, dolar, euro, yen, yuan, Bitcoin ya da Türk Lirası olabilir. Yeter ki, sağlam, rezerv değeri bulunan ve kabul edilebilir bir değişim aracı olsun.

Eğer sizin ulusal para biriminiz rezerv değerine sahip değil ve değişim aracı olarak onay görmüyorsa; ticareti kolaylaştıran bu akışkanın adının altın, petrol, dolar ya da euro olmasının sizin açınızdan büyük bir farkı bulunmaz. Her durumda, küresel ticaret dişlilerinin dönmesini sağlayan akışkan olarak düşünebileceğimiz para birimini ya da birimlerini kazanmak zorunda olursunuz. Yani ihracatınızı ithalatınıza denk tutmak ya da daha geniş kapsamıyla cari dengenizin fazla vermesini sağlamak durumundasınız.

Bunu nasıl yapacaksınız? Ülke olarak bazı sektörlerde öncü ve lider konuma gelerek, diğer sektörlerde de rekabet avantajı sağlayarak.

Türkiye’nin öncü ve lider olduğu sektörler var mı? Birkaç tane vardır herhalde. Fındık konusu geliyor aklıma. Dünyanın en büyük ihracatçısı durumundayız fakat fiyatını, bildiğim kadarıyla, dışarıdan belirliyorlar.

Peki, rekabet avantajına sahip miyiz? Değişen taleplere göre üretiminizi hızla dönüştürmek, güçlü özkaynaklara sahip olmak, üretim maliyetlerini düşürmek gibi pek çok ayağı var bu işin.

Toparlarsak, güçlü bir dış ticaret ülkesi olabilmek için planlı, programlı, emek ve sabır isteyen, uzun vadeli ulusal bir kalkınma stratejisi oluşturulmalıdır. İktidara kim gelirse gelsin, adımların ortaklaşa belirlenip, değiştirilmeden kararlılıkla uygulanması gerekir.

Bu işi en iyi Çin yapıyor. Kalkınma stratejileri kapsamında gerekli altyapı yatırımlarını tamamlıyor, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştiriyor, uygun mali ve parasal önlemler alıyor ve tüm bunların yanı sıra, bir yandan da, rekabet avantajını pekiştirebilmek için ulusal parasının değerini düşürüyor.

Bizim bir kalkınma stratejimiz var mı? Emin değilim, doğrusu. Fakat böyle bir stratejimiz varsa bile kararlılıkla ve değiştirilmeden uygulanmadığına eminim. Hangi konuda tutarlıyız ki, böylesi uzun soluklu bir süreci gereğince idame ettirebilelim.

Çin Yuan’ının Gerçek Türk Lirası grafiğine bakınız. Mavi eğri piyasa değerini, kırmızı kalın eğri gerçek değeri gösteriyor. Piyasa değerinin gerçek değerin altında bulunması, Türk Lirası’nın aşırı değerlendiğinin bir göstergesi durumunda. Oysa Çin ile rekabet edebilmek için Yuan’ın Türk Lirası karşısındaki piyasa değerinin, gerçek değerinin üzerinde bulunması, yani mavi eğrinin kırmızı eğrinin üzerine çıkması, en azından bu ikisinin birbirine eşitlenmesi gerekir.

Bu grafikten çıkaracağımız sonuç şu: Türkiye’de eğer bir devalüasyon olacaksa, bu miktar en düşük %82 oranında gerçekleştirilmelidir.

Aşağıda Türkiye'de enflasyon oranını açıklayan farklı kurumların verileri kullanılarak hesap edilmiş Gerçek Dolar Değeri ve paritede daha önce yaşanmış oranlarda ani bir sıçrama gerçekleşmesi durumunda doların yükselebileceği maksimum değerler gösterilmektedir. Tüm bu değerlerin ortalaması ise tablonun sağ bölümünde yer alıyor. Burada devalüasyon miktarına dönük olarak %22 ile %134 arası bir değerlenme oranı, yani 44.5 lira ile 85.5 lira arasındaki bir dolar değeri ile karşılaşıyoruz.

Devalüasyon oranına dönük üçüncü çıkarımı ise aşağıdaki tablo üzerinden gerçekleştirebiliriz. 2020 başından günümüze dolar fiyatının diğer kalemler karşısında ne kadar geride kaldığını görüyorsunuz. Yine en az %80’ler gibi bir devalüasyon olasılığı/gerekliliği beliriyor buradan da.



UYARI

UYARI