27 Mart 2025 Perşembe

Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması - Mart 2025 - Türkiye Dünyanın En Kötü İkinci Ekonomisi

“Türk’ü Nasıl Fakirleştirirsiniz?” başlıklı yayınımda para ve maliye politikaları alanında yapılan yanlışlıkları saymış; ardından şunu yazmıştım: “Hükümet sizi öncelemiyor ki! Açık ya da saklı başka planları, başka öncelikleri var. Politik önceliklerinin, ideolojik kaygılarının, yani siyasi tercihlerinin en dibinde yer alıyorsunuz. Alım gücünüz gerilemeyecek de ne olacak? Büyük düşünmekten –gerçi onu da beceremiyorlar- siz yurttaşları düşünmeye ne fırsat ne vakit ne de kaynak bulabiliyorlar.” Bunun ardından “Alım gücü kaybının ve enflasyonun nedeninin iktidarın siyasi tercihlerinin sonucu olduğunu vurgulamıştım.

İşte, içinde bulunduğumuz günlerde bunun nihai aşamalarını yaşamaya başladık. Niçin nihai diyorum? Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Ve bu tarihten sonra durumu düzeltmek adına ne tür önlemler alınırsa alınsın, hangi tür tornistan adımlar atılırsa atılsın “yapılmış kötülüğün” ve “kasıtlı hataların” telafisi olmayacak.

Durum zaten çok iyi gitmiyordu. Mehmet Şimşek politikalarıyla varılabilecek “en iyi” zaten geride kalmaya başlamıştı. Reel kesimin döviz açığı son beş yılın zirvesine çıkmış, 148 milyar doları bulmuştu. Mart ayı başından tutuklamalara varıncaya dek geçen süre içerisinde döviz mevduatları yeniden yükseliş eğilimine girmiş, iki hafta içerisinde 3,2 milyar dolarlık artış yaşanmıştı.

Tutuklamalar sonrasında ise “kötülük yaparak boyundan büyük işlere soyunmanın” beklenebilecek sonuçları tüm ağırlığıyla gündeme oturdu.

İlk anda 10 milyar dolarlık carry-trade bozdurulup yurtdışına çıkarıldı. CDS’ler altmış puanlık artışla 320’nin üzerine çıktı. Hafta sonuna kadar üç gün içerisinde MB rezerv satışı 25 milyar doları buldu ve bin bir zorlukla, milletin alım gücündeki zayıflama bahasına, son iki yıl içerisinde biriktirilen swap hariç net rezerv toplamının %38’i satılmış oldu.

Para Politikası Kurulu olağanüstü toplanarak gecelik vadede borç verme faiz oranını 3,5 puanlık artışla %46’ya yükseltti. Londra’da TL gecelik faizi iki yılın zirvesini görerek %136 seviyesine yükseldi. Merkez Bankası vadeli döviz satışına başladı.

Borsa çakıldı ve Mart ayının ilk günlerinde başlayan tüm yükselişin bir anda sıfırlanması yetmezmiş gibi bir sene önceki seviyelere dönülerek BIST-100 Endeksi’nde 9,000 rakamının altı görüldü. Bu millet geçmişten günümüze yapılan tüm sıfırlamaları affetmeye devam ettiği sürece de, benzeri sorunlarla tekrar tekrar yüzleşmeye devam edeceğiz, ne yazık ki!

Dolayısıyla böyle bir ortamda –yatırım tavsiyesi anlamına gelmemekle birlikte ve özellikle alım ve satım anlamında panik hareketlerden sakınmanız gerektiği uyarısını yaparak- geleceğe dönük olarak benim şahsi düşüncem, artık döviz varlıklarında her gerilemenin alım ve Türk varlıklarında ise her yükselişin satış fırsatı olarak değerlendirilebileceği şeklindedir. Ayrıca sanal varlıkların en azından bir kısmının fizikiye çevrilmesi, gelecek günlerdeki olası birikim kayıplarının ve geçim sıkıntısı risklerinin telafisi açısından gerekli bir önlem gibi duruyor.

Şimdi, dünya ülkelerinin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması’nı yaparak Türkiye’nin yerini görecek ve Türk ekonomisinin nasıl olup da, dünyanın en kötü ikinci ekonomisi olduğunu grafik ve tablolarımız üzerinden inceleyerek anlayacağız.

Türk Lirası’nın niçin devalüe edilmesi gerektiği tezini destekleyen nitelikte özgün ve güzel bir çalışmadır. Sonuna kadar takip ederseniz, tüm durumu olanca açıklığıyla kavrayacağınıza inanıyorum.

Grafik ve tabloların oluşturulmasında, içinde Türkiye’nin de bulunduğu 70 ülke değerlendirilmeye alındı ancak Türkiye’de farklı kurumlar farklı enflasyon verileri açıkladığı için bu sayıyı tablolar üzerinde 74 olarak göreceksiniz. Yalnızca Türkiye yazan satır, dört kurumun açıkladığı aylık enflasyon verilerinin ortalamasıyla oluşturuldu.

İlk tablomuz Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması’nı gösteriyor. Birinci sırada Çin, son sırada İran yer alıyor. Burada pozitif oranlar, ülke ulusal paralarının dolar karşısında ne kadar değersiz olduğunu, negatif oranlar ise ülke ulusal paralarının dolar karşısında ne kadar değerli yani pahalı olduğunu ifade ediyor.

Çin’in değeri %156. Grafiğine bakınız.

Çin Yuanı’nın mavi renkli piyasa değeri, Çin Yuanı’nın kırmızı renkli gerçek değerinin %156 üzerinde bulunuyor. Çin parasının değerini piyasada belirlenecek şekilde serbest bırakacak olsa, son kırk yıllık üstün ekonomik performansı nedeniyle Çin Yuan’ının değer kazanması, yani mavi renkli piyasa değerinin kırmızı renkli gerçek değer eğrisine yakınlaşması beklenirdi. Oysa ABD’ni kızdırma ve bir ticaret savaşını körükleme bahasına Çin bunu yapmıyor ve uluslararası rekabet avantajını pekiştirebilmek amacıyla ulusal parasının değerini düşük tutmaya devam ediyor.

Diğer yandan listemizin son sırasındaki İran ise parasının değerini -%391 oranında aşırı değerli tutmayı tercih ediyor. Ambargoyu delerek piyasa fiyatının çok altında petrol satışını mümkün kılan bir politika olabilir bu. Ancak grafiğinden görüyorsunuz, geçmişte iki kere devalüasyona mecbur kalmışlar, yakın gelecekte de 10 kata varacak oranda bir devalüasyona daha mecbur kalacaklardır.

İran para rejimi çok karışık. Resmi para birimleri Riyal ancak halk günlük alışverişini yaparken bundan bir sıfır atarak ifade ettikleri Tümen birimini kullanıyor.

İran Merkez Bankası Riyal’den beş sıfır atacağını açıkladı ancak henüz yürürlüğe girmiş değil. Bunu yaptıklarında herhalde önceden bir devalüasyon gerçekleştireceklerdir, bu nedenle gecikmiş olabilir.

Ayrıca İran’da resmi kur, serbest piyasa kuru, NIMA ve SANA sistemleri gibi farklı döviz kurları var. Mart 2025 itibarıyla 1 dolar karşılığı olarak resmi kur 42,000 riyal; NIMA kuru 670,000; SANA kuru 700,000; serbest piyasa kurunun ise yakın zamanda 980,000’e ulaştığı ifade ediliyor.

Yani ulusal para biriminin bastırılarak zoraki değerli tutulması stratejisi, rekabet güçlükleri yaratmasının yanı sıra, İran’ın karşılaştığı türden bir enflasyon sarmalını da tetiklemiş oluyor.

Listemizin 73. sırasında, açıkladığı enflasyon verileri itibarıyla ENAG-Türkiye bulunuyor. Yani ENAG’a göre Türkiye, İran dışında parasının değerini en yüksek tutan, yani doların en ucuz olduğu dünya ülkesi durumunda. Kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin mavi renkli piyasa değeri eğrisinin %118 üzerinde bulunduğunu görüyorsunuz.

IPA verileri ve Türkiye ortalaması olarak bakıldığında -%7’lik ve -%9’luk değerler görüyoruz. Bunlar gerçek değere oldukça yakın oranlar ancak diğer dünya ülkelerinin kur uygulamalarına bakıldığında, yine Türkiye’yi listenin son sıralarına atan ve dolar karşısında Türk Lirası’nın -geçen hafta gerçekleşen şu son artışa karşın- hala ne kadar değerli olduğunu gösteren bir tablo sunuyor bize.

ITO ise 43. ve hele ki TÜİK ise 21. sırada; elbette eğer inanırsanız.

Yukarıdaki tabloda yer alan Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri sıralaması, geçmişten günümüze olan resmi veriyordu. Aşağıdaki tablo ise son bir senelik durumu yansıtıyor.

Son birkaç senedir Çin ekonomisinin yavaşladığı söylenebilir. Belki de bunun nedeni senelik gerçek dolar değerindeki değişim hızının %0.06’ya gerilemesi ve Çin’in bu alanda 16.lığa düşmesi olabilir.

Türkiye burada görüyorsunuz, Arjantin ve Nijerya ile birlikte son sıraları paylaşıyor. Bu tablo, dünya ülke ekonomilerinin gelişme ve gerileme anlamındaki gerçek göstergesi durumunda. Bir ülke ekonomisinin, yurttaşlarına en çok faydayı sağlayacak şekilde gelişebilmesi için tablonun üst sıralarına tırmanması ve gerçek değer değişim hızını pozitife taşıması gerekiyor.

Bu sefer Türkiye ortalamasının grafiğine bakalım. Kırmızı renkli gerçek dolar değeri eğrisinin boynunu hiç eğmeden, ne kadar diklemesine tırmandığını görüyorsunuz. Yurttaşlarının geçimine ve birikimine en az katkıyı sağlayan başarısız bir ekonominin grafiği bu.

Tablomuza geri dönelim. İlk iki sıradaki ülkeyi görüyor musunuz? Bunlar komşularımız Gürcistan ve Ermenistan. Eskinin komünist doğu bloğu ülkeleri bizi çoktan geçtiler. Şimdi sıra belki de bu iki ülkeye gelmiş olabilir; ne dersiniz?

Otuz yıl önce Romanya’ya gitmiştim. İnsanların aylık maaşları bir karton sigaraya eşitti.

Yirmi sene kadar önce, ikiz çocuklarımız nedeniyle iki yıl süreyle Gürcistan’dan hanımlar çocuk bakımı için evimizde kalıp bize destek oldular.

Romanya’da insanların alım gücü bizi geçti. Ve belki de yakında bizim kadınlarımız Gürcistan ve Ermenistan’a giderek çocuk bakmak durumunda kalacaklar.

Nerden nereye? Kimin kabahati bu? Kabahat bir masumiyet ifadesi veriyor. Oysa ortada büyük bir suç olduğu kesin. Ve hayır, yalnızca siyasetçiler değil, bu millet de bu suçun ortağı durumunda. Beyinlerini kullanmadıkları için, iradeleriyle değil ilkel duygularıyla hareket ettikleri için suçlular.

Günümüzde de bu ortaklaşa işlenmiş suçun sonuçlarını yaşıyoruz.

Bakın Ermenistan grafiğine. 2014 tarihindeki devalüasyondan günümüze doların piyasa değerini gerçek değerin üzerinde tutuyorlar. Son beş yıllık dönemde ise gerçek değerin aşağıya olan ivmesi hızlanmış durumda.

Elbette ekonomik başarıyı yakalamak yalnızca doların değerini arttırmakla sağlanabilecek bir şey değil. Bunun yanı sıra en uygun kalkınma stratejisini belirleyerek kararlılıkla uygulamak, gerekli altyapı yatırımlarını tamamlamak, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştirmek, uygun mali ve parasal önlemler almak gibi tedbirler de gerekiyor.

Gürcistan’ın devalüasyon uygulaması da yaklaşık olarak Ermenistan’la aynı tarihlere, 2013-2014 yıllarına denk geliyor. Doların piyasa değerini gerçek değerin oldukça yukarısına tırmandırmışlar. Pandemiye kadar olan sonrasındaki 6-7 yıllık dönemde çok büyük bir başarı yakalayamamışlar aslında. Son dört yıllık dönemde ise kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin ne kadar yüksek bir ivmeyle aşağıya eğrildiğini görüyorsunuz.

Gürcistan ve Ermenistan’ın bu başarısını, ülkelerin son yedi yıllık toplam büyüme rakamlarında da görüyoruz. Son yedi yıl içerisinde Gürcistan %49, Ermenistan ise %44 büyümüş durumda.

İlk on sırada ise Çin, Hindistan, Vietnam, Bangladeş gibi Güney Doğu Asya ülkelerinin yanı sıra Etiyopya, Ruanda, Tanzanya, Uganda gibi Orta Doğu Afrika ülkeleri yer alıyor. Son yıllarda Afrika’nın çehresi hızla değişmeye başlamış durumda.

İkinci sıradaki Ruanda’nın grafiğine bakınız. Henüz kırmızı renkli gerçek değer eğrisi başını eğmemiş durumda. Bu durum henüz halkının toplu refahını arttıracak yönde büyük bir başarı yakalanamadığını gösteriyor. Fakat doların piyasa değeri gerçek değerinin %126 üzerinde bulunuyor.

Üçüncü sıradaki Bangladeş’in grafiğinde ise, son bir buçuk yıldır doların piyasa değeri tırmanışını sürdürürken gerçek değer eğrisinin nihayet başını eğdiğini görüyoruz. Gerçek değer eğrisi pozisyonunu koruyacak olursa, piyasa değerindeki artış eğilimi de duracak ve ülke ekonomisinde halkın yararına çok daha olumlu gelişmeler yakalanabilecektir.

Bangladeş dünyanın en fakir ancak en hızlı gelişmekte olan ülkelerinden birisi durumunda.

Vietnam grafiğine bakınız. Son on beş yıldır doların piyasa değeri yükselmeyi sürdürüyor ancak doların gerçek değeri artık başını aşağıya eğmiş durumda ve aralarındaki fark büyüyor. Bu fark günümüzde %97.5 seviyesinde.

Ulusal parayı değersizleştirmenin ekonomik başarının yakalanmasında ve yurttaşlarının refahının arttırılmasında bir tesadüf olmadığını görüyorsunuz, değil mi?

Uganda’ya bakınız. Burada da benzeri bir resim var. Çok küçük değerlerle olsa da doların piyasa değeri artmayı sürdürüyor ancak doların gerçek değeri son on yıldır gerileme içerisinde. Yani Uganda’nın ekonomisi ABD’nin ekonomik performansından son on yıldır daha iyi durumda.

Ülkelerin son yedi yıllık toplam büyüme oranlarında Türkiye ise 14. sırada bulunuyor. Son yedi yılda %35 büyümüşüz. Buna inanıyor musunuz?

Ya yandaşlar, beşliler falan böyle büyüdü herhalde ya da enflasyon rakamlarını doğru açıklamadığı aleni olan TÜİK, belki büyüme rakamları ile de oynuyor olabilir. Yoksa biz yurttaşların bu son yedi yılda %35 büyüdüğü değil en az bu oranda küçüldüğü son derece net.

Son bir yıllık büyüme oranı olarak ise Türkiye %2.45 ile 47. sırada bulunuyor. Arjantin, Jamaika, Yeni Zelanda küçülmüş durumdalar. Avrupa ve İngiltere’nin büyüme oranları %1’in altında.

Çek Cumhuriyeti’nin büyüme oranı %1.45. Son yedi yıllık büyüme oranı da yine düşüktü, %8.90’dı ve 62. sıradaydı. Bu durumu, gerçek dolar eğrisinin son yedi yıldır süregelen yukarı eğiminden de anlıyoruz. Ve son dönemde bu iki eğri arasındaki açıklık -%50’yi bulmuş durumda.

Çekya’nın ihracat rakamı ithalat rakamının üzerinde aslında ancak verdiği cari açığın milli gelire oranı %5’i aşmış durumda. Avrupa Birliği üyesi olmasının avantajıyla ve elbette bir hukuk ülkesi olmayı başarması sayesinde mevcut açığını doğrudan yabancı sermaye girişleriyle finanse ediyor.

Suudi Arabistan ve Bahreyn’in büyüme rakamları da çok yüksek sayılmaz ancak son kırk yıldır süren son derece istikrarlı bir ekonomileri bulunuyor. İlk grafik Suudi Arabistan’ındı. Şimdiki grafik Bahreyn’in. Paralarının değerinin ABD Doları’na nasıl sabitlendiğini görüyorsunuz. Kırmızı renkli gerçek dolar değerleri ise geriliyor. Yani ABD’nden daha başarılı bir ekonomileri var.

Son bir yıllık sürede en yüksek hızda büyüyen ülkeler arasında, tıpkı son yedi yıllık dönemde olduğu gibi, yine Ruanda, Etiyopya, Gürcistan, Vietnam, Uganda gibi ülkeler bulunuyor.

Kamboçya yedinci sırada. Bu ülke de parasının değerini ABD dolarına sabitlemiş durumda. Kırmızı renkli gerçek dolar değeri ise yüksek ivmeli gerilemesini, dolayısıyla Kamboçya ekonomisi istikrarlı büyümesini ve halkının refahını artırmayı sürdürüyor.

Hindistan yüksek oranlı büyüme oranları sağlayan bir ülke. Hatta zaman zaman ikinci Çin olma yolunda ilerlediği söyleniyor. Ancak grafiğine baktığımızda durumun pek de böyle olmadığını görüyoruz. Hindistan rekabet avantajı sağlamak için parasının piyasa değerini düşürmeyi sürdürüyor. Ancak kırmızı renkli gerçek dolar eğrisi de yaklaşık aynı oranlarda yükseliyor. Yani henüz gerçek ve halka yansıyan bir ekonomik başarıdan söz edilemez. Fakat bu durum birkaç yıl içerisinde değişebilir. Bunun işaretleri de izlenmiyor değil.

Filipinler ekonomisi ise çok daha başarılı. Son on yıldır doların piyasa ve gerçek değeri, birbirlerine zıt yönlerde ivmelenmiş durumdalar. Bu grafik bize, doların piyasa değerindeki yükselişin, illa ki enflasyonda bir artışa yol açmadığının kesin bir delili niteliğinde.

Şimdiki tablomuzda ülkelerin son yedi yıllık toplam enflasyon oranlarını görüyoruz.

Arjantin %6679’luk oran ile son sırada. Onu Türkiye ve İran izliyor. ENAG verilerine göre son yedi yılın toplam enflasyon oranı %2624. Türkiye ortalaması ise %1187. Yani Türkiye’de son yedi yıl içerisinde hayat, yedi ila yirmi yedi kat arasında bir oranda pahalılaşmış durumda.

Şimdiki tabloda son bir yıllık enflasyon oranları yer alıyor. Türkiye ve Arjantin yine son sıradalar. Onları Nijerya ve İran gibi ülkeler izliyor. Savaş halindeki Ukrayna’da %14’lük, Rusya’da ise %10’luk enflasyon var. Gürcistan’ın enflasyonu %2.83 ve Ermenistan’ın enflasyonu %2.91. İsrail’inkisi %3.24.

Çin’in ve Endonezya’nın enflasyonu ise eksi değerlerde bulunuyor. Endonezya’da geçim son bir yıl içerisinde %0.42 oranında ucuzlamış durumda.

Bunun nedenini Gerçek Dolar Değeri grafiklerinde görüyoruz. Son on beş yıldır, önceki on beş yıla nazaran Endonezya parasının piyasa değeri yükseliyor ancak bu durum enflasyonda bir artışa yol açmadığı gibi kırmızı renkli gerçek dolar eğrisini de geriletiyor. Bu sayede Endonezya üretim mallarının pazarlanmasında rekabet avantajı sağlıyor ve bu durum dönüp dolaşıp ekonomisini güçlendirirken halkının refahını da artırıyor.

Aşağıdaki tablo, ülkelerin son yedi yıllık ekonomik performans değerlerini veriyor. Rakam ne kadar düşükse, bu durum o ülkenin o kadar başarılı olduğu anlamına geliyor. Çin 3.75 puan ile birinci sırada. Onu Güney Doğu Asya ülkeleri ile Orta Doğu Afrika ülkeleri izliyor. Ermenistan, İsrail, Endonezya, Güney Kore ve Gürcistan ilk on beş içerisindeki diğer ülkeler. Türkiye hormonlu büyüme rakamları ve törpülenmiş enflasyon rakamları ile 63. sırada.

Azerbaycan 58. sırada bulunuyor. 2014, 2015 ve 2016 yılındaki güçlü devalüasyonlar sonrasında, paralarının değerini son on yıldır ABD dolarına sabitlemiş durumdalar. Ancak diğer önlemleri gereğince sağlayamamış olacaklar ki, Gerçek Dolar Değeri yükselişini sürdürüyor. Dahası, son iki yıl içerisinde bu ivme artmış durumda. Bu yıl içerisinde belki de piyasa değeri gerçek değerin altında inecek ve bu gelişme Azerbaycan parasının yeni bir devalüasyon ile karşılaşmasının önünü açacak.

Şimdiki tablomuzda ülkelerin son bir yıldaki ekonomik performans değerlerini görüyoruz. Bu listede Çin ikinciliğe düşerken, Endonezya birinciliğe yükselmiş durumda. Son sırada Arjantin var. Ondan bir üst sırada da Türkiye. Yani yayın başlığımıza geri dönecek olursak, Türkiye dünyanın en kötü ikinci ekonomisi durumunda.

Bu son tablomuzda ise para birimini değersizleştirmenin ülkelerin ekonomik performansları üzerindeki etkisini izliyoruz.

Ülkelerin solunda ekonomik performans listesinde kaçıncı sırada bulundukları ve sağında ise Gerçek Dolar Değeri sıralamaları yer alıyor. Renklendirilmiş ülkeler dışında, bu iki liste birbirleriyle uyum içerisinde.

Renklendirilmiş ülkelerin uyumlarındaki bozulmanın nedenleri ise şunlar:

Çoğunluktaki sarı renk ile işaretlenenler, büyük olasılıkla enflasyonu düşük büyüme rakamlarını yüksek açıkladığı düşünülebilecek ülkeler.

Mor renk ile işaretlenmiş Danimarka ve İsviçre ise güçlü ve konvertibilite değeri yüksek para birimine sahip olan ülkeler.

Yeşil renk ile işaretlenmiş İsrail ve Ermenistan’ın yardım ve yatırım anlamında yüksek oranlı dış destek aldıkları söylenebilir.

Açık mavi renkli Bolivya ve Guatemala ise paralarının değerini ABD dolarına sabitlemiş olan ülkeler.

Danimarka grafiğine bakınız. Paralarının piyasa değeri yükselmeye başladığından bu yana gerçek dolar eğrileri de gerilemeye başlamış durumda. Daha öncesinde ise ekonomileri bu kadar başarılı değildi.

Kenya grafiği ile bitiriyoruz. Paralarının konvertibilite gücü düşük olduğundan ve piyasa değeri gerçek değerin altında bulunduğundan dolayı çok başarılı bir performans sergilemiyorlardı. Son beş yıldır ise paralarının piyasa değerindeki güçlü tırmanış nedeniyle kırmızı renkli gerçek dolar değeri eğrileri nihayet gerilemeye başlamış durumda.



Görüşmek üzere. Sevgiler…


18 Mart 2025 Salı

Doların Gerçek Türk Lirası Değeri - $GD₺ - Mart 2025

Doların Türk Lirası değerinin belirlenmesinde artan parasal ve mali basınç sonsuza dek kontrol edilemez.

Doların Gerçek Türk Lirası Değeri’ni incelediğimiz grafiklerimiz ile başlayalım. Bu hesaplama yönteminde, ABD ve Türkiye’nin büyüme ve enflasyon rakamları, farklı baz tarihlerinin bir kombinasyonu şeklinde karşılaştırılmaktadır.

İlk grafiğimiz -eğer itimat ediyorsanız- TÜİK enflasyon verileriyle oluşturuldu. Günümüzde Doların Piyasadaki Türk Lirası Değeri 36.55 TL civarında seyrediyor. Doların Gerçek Türk Lirası Değeri ise -TÜİK enflasyon verileriyle bakıldığında- yalnızca 24.0144 Türk Lirası çıkıyor. Yani TÜİK’e göre doların piyasa değeri, gerçek değerinden %52 daha pahalı durumdadır.

Yaşadığımız hayatın gerçekleriyle düşündüğümüzde bence az önceki grafik Doların Gerçek Türk Lirası Değeri’ni değil tam tersine TÜİK’in enflasyon verilerini ne kadar hatalı ve düşük açıkladığının kesin kanıtını vermektedir. Yani, TÜİK mahkemesi hala devam ediyor bildiğim kadarıyla, burada delil olarak kullanılabilir.

2022 yılının Temmuz ayında Dolar’ın piyasa değeri, gerçek değerinin %105 üzerine çıkmıştı. Benzeri bir kaybın yaşanması durumunda, yine TÜİK verileriyle, doların fırlayabileceği maksimum değer 49.2183 olarak belirmektedir.

İkinci grafiğimiz ENAG enflasyon verileriyle oluşturuldu. İlk grafikte mavi renk ile gösterilen piyasa değeri, kırmızı renkli gerçek değerin %52 üzerinde bulunuyordu. Burada ise Piyasa Değeri’nin Gerçek Değer karşısında rekor gerileme içerisinde olduğunu görüyoruz. Aralarında tam olarak %122’lik fark var.

Yani ENAG verilerine göre Doların Gerçek Değeri 81.12 Türk Lirası. Bu değer Türk ekonomisinin iyi durumda olduğu Temmuz 2008 tarihindeki -%70’lik orana karşılık gelen değerden bile çok daha büyük bir farka işaret ediyor. Yani ENAG verileri açısından Türk Lirası, tarihinde hiç olmadığı kadar aşırı değerli bir seviyeye taşınmış durumdadır. Bir diğer deyişle Dolar, Türk Lirası karşısında aşırı ucuzdur. Üretici, ihracatçı, sanayici ve turizmcilerin rahatsızlıklarının temel nedeni paritedeki bu çarpıklıktan kaynaklanmaktadır.

Bazılarınız biliyorum TÜİK’in verilerini az bulmakla beraber, ENAG verilerini de yüksek buluyorsunuz. Bu nedenle kısaca İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Planlama Ajansı’nın, yani ITO ve IPA’nın enflasyon verileriyle oluşturulan grafiklere bakacak, daha sonra bunların ortalamalarının alındığı bir tabloyla Gerçek Dolar Değeri Aralığı’nı belirlemiş olacağız.

Ülkenin istatistik kurumuna güven duyamamak, gerçekten insanın kendisini kötü hissetmesine neden olan son derece üzüntü verici bir durum. Ücretliler olarak maaşlarımızda bunun reel etkilerini görüyor; ekonomik çıkarımlar yapmak, tablo ve grafikler oluşturmak noktasında da büyük sıkıntı çekiyoruz.

ITO verileri TÜİK verileriyle paralellik gösteriyor. Bu kapsamda, tıpkı TÜİK grafiğinde olduğu gibi, burada da -aradaki fark daha az olmakla birlikte- mavi renkli piyasa değeri, kırmızı renkli gerçek değerin %14 üzerinde bulunuyor. ITO’ya göre Doların Gerçek Değeri 31.94 Türk Lirası. Kasım 2021’deki gibi bir tırmanma yaşanması durumunda görülebilecek Maksimum Dolar Değeri ise 65.64 Türk Lirası.

İstanbul Planlama Ajansı, yani IPA’nın verileri baz alınarak hesaplama yapıldığında, Doların Gerçek Değeri olarak karşımıza 40.79 Türk Liralık bir değer çıkıyor. Buna göre güncel piyasa değeri gerçek değerin %12 aşağısında bulunmaktadır.

Kasım 2021 tarihinde, IPA verileri doğrultusunda, dolar fiyatında %90’lık bir pozitif değerlenme yaşamıştı. Bu seviyenin günümüzde tekrarı durumunda, Doların Maksimum Değeri olarak 77.39 Türk Liralık bir fiyatlama ile karşılaşılabileceğini görüyoruz.

Bu veri bolluğu karşısında belki de en iyisi, hepsinin ortalamaları alarak buna göre bir çıkarım yapmak. Ekranınızdaki tabloda bunu izliyorsunuz. Doların piyasa değeri günümüzde 36.55 Türk Lirası civarında. Ortalamalar cinsinden bakıldığında Doların Gerçek Değeri 44.47 Türk Lirası ve maksimum değeri de 85.53 Türk Lirası çıkıyor. Dolayısıyla bu iki değer arasındaki bir seviyeyi, doların hedef fiyatı olarak düşünebilirsiniz.


Doğal Faiz Aralığı ve Nas Oranı

Nas Suresi, Kur’an’ın 114. ve son suresi, iniş sırasına göre ise 21. suresi olup altı ayetten oluşmaktadır. Buradaki kapsamıyla nas, insanlar anlamına gelir.

İslam fıkıhında ise nas, Kur’an’da yer alan ayetler ile peygamber sözü olan hadislerin genel adına verilen bir isim. Yani böyle düşününce Kur’an ayetleri “nas”ın bir alt bölümü oluyor. Peygamber sözünün ya da davranışlarının ayetler ile eşitlenmesini doğru bulmadığımı burada ifade edeyim.

Neyse… Konumuz faiz ve nas ilişkisi. İslam’ın faizi (yani paradan para kazanmayı), gararı (yani risk almadan ya da bir anlaşmada örtük maddelerle haksız kazanca yol açacak şekilde para kazanmayı) ve ticarette aldatmayı yasakladığını biliyoruz. Fakat İslam dünyası nedense hep faizi konuşuyor; işin aldatma ve garar kısmı ise hep gani.

Faizi de yanlış konuşuyorlar. İslami hükümleri çağdaş dünyanın gereklerine göre yorumlamaya çalışan pek çok ilahiyatçı, Hazreti Muhammed döneminde yasaklanan riba ile günümüzdeki faizin birbirine denk olmadığını söylüyor. Bu alimlere göre Kur’an o dönemde bilinmeyen banka faizlerini değil tefeciliği yasaklamaktadır.

Hele bizimki gibi yüksek enflasyon ülkelerinde, enflasyona denk ya da o civarlardaki faizin haram olduğunu söylemek akıl dışılığa sapmaktır. İslam’ın akıl ve mantık dini olduğu söylenip durur. Öyleyse gereğince hareket edilmeli ve yeni kavramlardan korkulmamalıdır.

Bu kapsamda sizlere Doğal Faiz Aralığı ve Nas Oranı kavramlarını tanıtmak istiyorum.

Grafiğimize dikkat ediniz. Mavi renkli alttaki eğri bir ülkenin enflasyon oranından büyüme oranının çıkarılması ile oluşturulurken, üstteki eğri ise enflasyon oranına büyüme oranının eklenmesiyle oluşturuluyor. Bu iki eğrinin ortasındaki alan Doğal Faiz Aralığı’nı gösteriyor.

İşte bu Doğal Faiz Aralığı içerisinde yer alan her faiz oranı, Nas Oranı olarak kabul edilebilir. Riba anlamındaki faiz, Doğal Faiz Aralığı’nın üzerinde faiz almak, yani Pozitif Faiz Bölgesi’nde bulunmaktır. Ve evet, inancınıza göre eğer faiz almak günahsa, Pozitif Faiz Bölgesine isabet eden oranda faiz almayacaksınız.

Fakat dikkat ediniz, Negatif Faiz Bölgesi’nde bulunmak da faiz vermek anlamına gelmektedir; yani en az Pozitif Faiz Bölgesi’nde bulunup faiz almak kadar, Negatif Faiz Bölgesi’nde bulunup faiz vermek de günahtır.

Grafiğimizden hareket ederek konuyu biraz açalım: Doğal Faiz Aralığı’nın alt ve üst bantlarının 15-20 aralığında bulunduğunu varsayın. Eğer %22 faiz alırsanız riba kapsamına girersiniz. Yok eğer banka mudisine Doğal Faiz Aralığı’nın altında kalacak şekilde yüzde 12 faiz veriyorsa, bu durumda banka mudiye değil mudi bankaya faiz veriyor anlamına gelir. Yani böyle bir uygulamada mudinin değil bankanın faiz kazancı bulunuyor demektir.

İnançlı birey için bunun anlamı faiz alarak değil faiz vererek günah işliyor olduğudur. Günah işlemek istemeyenler Doğal Faiz Aralığı'nda kalmalı yani Nas Oranı'nı tutturmalıdır. Yüksek faizi kabul etmiyorsanız, Nas Oranı’nın altındaki faizi de kabul etmeyeceksiniz.

Çünkü Nas Oranı faiz değildir, günah değildir fakat sıfır da değildir.

Elbette Doğal Faiz Aralığı belirlenirken, geçmişin verileriyle yetinmek doğru bir yaklaşım olmaz. İçinde geleceğe dönük projeksiyonların da yer aldığı bileşkesel bir formülasyonun gerekliliği kesindir. Hesaplama yapılırken verilerin yarısı geçmiş gerçekleşmelerden diğer yarısı gelecek tahminlerinden oluşturulmalıdır. Vade sonunda gerçekleşmeler doğrultusunda, eğer anlaşma bu yöndeyse ve gerekirse ek düzenlemeler yapılabilir.

Peki, Türkiye uyguladığı faiz politikasıyla Doğal Faiz Aralığı’nı tutturabiliyor mu, Nas Oranı’nı sağlıyor mu, bir de buna bakalım.

Grafiğimiz 2017 Ocak ayından günümüze olan durumu gösteriyor. 1 rakamı ile belirtilen Haziran 2018 sonrası dönemde MB faizlerinin yükseltilmesi, doğal faiz aralığında kalınması açısından doğru bir hareketmiş. Ancak 2 rakamı ile belirtilen bölgede görüyoruz ki, faizlerin düşürülmesinde geç kalınmış. Tabi bu dönemde MB rezervlerinin yakıldığı yapay bir etki söz konusuydu; dolayısıyla “geç kalındı” şeklinde bir ifade burada doğru olmayabilir.

Ancak ben zaten dikkatinizi 3 rakamı ile belirtilen son bölüme çekmek istiyorum. Yeşil renkle gösterilen faizlerin kırmızı renkle gösterilen Doğal Faiz Aralığı’nın, dolayısıyla Nas Oranı’nın ne kadar aşağısında kaldığını görüyorsunuz değil mi? Uygulanan faiz politikasının yanlışlığı buradan da çok net anlaşılabiliyor.

Grafikte son yedi aydır Doğal Faiz Aralığı’na yetişildiği görülüyor. Ancak unutmayın, buradaki veriler TÜİK’in düşük açıklanan enflasyon verilerine dayanıyor. Bir de bu grafiği ENAG verileriyle ya da daha gerçekçi verilerle oluşturduğumuzda, aslında faizlerin hala düşük seviyelerde bulunduğu görülecektir.


17 Mart 2025 Pazartesi

Ekonomik Yıkımın Nedeni Siyasi Tercihlerdir

Ekonomi yönetiminin enflasyonla savaşmak için uyguladığı politikalardan birisi dövizdeki fiyat artış oranlarını kontrol altında tutmak yani dövizi bastırmak, ikinci yöntem ise vatandaşın alım gücünü düşürmek şeklinde tezahür ediyor, ne yazık ki. Bunu uyguladıkları ekonomik politikalardan anlıyoruz.

İşin özeti; alım gücü kaybının ve aslında enflasyonun da nedeni, yapılan siyasi tercihlerin sonucudur.

Enflasyonu düşürmek de alım gücünü korumak da aslında son derece kolay fakat siyasi ve ekonomik kadrolar bunu yapmıyorlar çünkü uyguladıkları para ve maliye politikalarından vazgeçmek istemiyor, yurttaşın alım gücünü düşürmeyi tercih ediyorlar.

Bunun nasıl olduğunu anlatayım size: Ekonomi idaresinde, para ve maliye politikaları olarak elinizde iki araç bulunur.

Enflasyonu düşürmek istiyorsanız, para politikalarıyla yapılabilecekler bellidir. Bir yandan faizleri artıracak, tasarrufu özendirip tüketimin cazibesini düşüreceksiniz, diğer yandan fazla para basmayacak, piyasadaki para miktarını azaltacak, böylece üretici, aracı her kim varsa, ayakta kalmak istiyorlarsa, kar oranlarını düşürüp ürünlerine zam yapmamalarını sağlayacaksınız. Elbette bu önlemleri uygularken herhangi bir kıtlığa da yol açmamanız gerekir.

Peki, bugüne kadar para piyasası yönünden ne yaptılar? Bir yandan ideolojik kaygılarla bilimden uzaklaşarak faizleri düşük tuttular, diğer yandan para basmaya devam ettiler. Enflasyon azmayacak da ne olacak böyle bir ortamda? İnsanlar neyi var neyi yok, son paralarını mala mülke yatırmak zorunda kaldılar. Üretici ve esnaf da düşen ciroları ve insanların gerileyen alım gücü nedeniyle sürümden kazanamadıkları için mal ve hizmet başına satış fiyatlarını yükselttiler.

Maliye politikasının araçları ise vergi, kamu harcamaları, borçlanma ve diğer politikalar şeklinde belirleniyor. Bu önlemleri alırken de bankacılık sistemine zarar vermediğinizden emin olmalısınız.

Hükümetin maliye politikaları olarak tercihi ne? Tek tek sayalım:

Vergileri artırmak ve toplumun alım gücüne bir şaplak da buradan vurmak.

Kamu harcamalarını kısmak bir yana, ne yazık ki daha da artırmak.

Enflasyon karşısında düşük faiz verip Türk yatırımcısını üzerken, dolar cinsinden yüksek faizli borçlanmaya hız vermek.

Bütçeye ağır yük getiren geçiş garantili, hasta garantili devasa yandaş yatırımlarından, uygulanan yüksek maliyetli sığınmacı politikasından, kaynaklarımızın Suriye politikasına boca edilmesinden ve benzeri pek çok yanlış maliye politikalarından vazgeçmemek.

Hükümet sizi öncelemiyor ki! Açık ya da saklı başka planları, başka öncelikleri var. Politik önceliklerinin, ideolojik kaygılarının, yani siyasi tercihlerinin en dibinde yer alıyorsunuz. Alım gücünüz gerilemeyecek de ne olacak? Büyük düşünmekten -onu da beceremiyorlar- siz yurttaşları düşünmeye fırsat ve vakit bulamıyorlar.

Tekrar edelim: Alım gücü kaybının ve enflasyonun nedeni, siyasi tercihlerin sonucudur. Oylarınızla birini seçersiniz, sonra onun verdiği kararların sonucunu yaşarsınız.


15 Mart 2025 Cumartesi

Faizde Türk ve Yabancı Yatırımcı Arasındaki Kazanç Farkı

     Aşağıdaki grafiğin son bölümündeki yeşil ile kırmızı eğriler arasındaki farka dikkat ediniz. Yeşil dövizin, kırmızı faizin yıllık seviyelerini gösteriyor. İşte %30’u bulan aradaki bu açıklık, Türkiye’ye carry trade kapsamında giren dövizin nedenini ve sağladıkları net karın büyüklüğünü gösteriyor.

Yurtdışındaki tefecilere, son bir senedir en düşük %30 net dolar faizi veriliyor, farkında mısınız? Ve bu faizin yükü sizin TÜİK enflasyonu oranında bile artırılmayan maaşlarınızdan, gerileyen alım gücünüzden, eriyen birikimlerinizden karşılanıyor, farkında mısınız?

Şimdi 4 numaralı elipsimizin yine son bölümünde, kırmızı ve mor eğriler arasındaki farka dikkat ediniz. Aradaki bu fark, parasını faize yatıran Türk yatırımcısının karşılaştığı zararın yaklaşık göstergesi niteliğinde... Niçin yaklaşık diyorum? Çünkü mor renk ENAG enflasyonunu ifade ediyor.

Evet, yurtdışından dövizini getirip bozduranlar faiz kazancı sağlarken, Türk Lirası birikimini aynı faize yatıranlar zarar ediyorlar. Çünkü yurtdışındaki yatırımcı Türkiye’deki enflasyondan etkilenmiyor, karını alıp parasını yeniden dövize çevirdiğinde kendi memleketindeki alım gücü yükselmiş oluyor.

Türk yatırımcı ise enflasyondan birebir etkileniyor ve aldığı yüksek faize karşın dönem sonunda alım gücü artmış değil gerilemiş oluyor. Çünkü biliyoruz ki TÜİK enflasyonu düşük açıklıyor ve gerçek enflasyon aslında, verilen banka faizlerinin çok üstünde bulunuyor.

İşte bu nedenlerle fakirleşiyoruz. Herkes alım gücü gerilemesinden söz ediyor. Gerçek fakirleşme ise tasarruflarımızın ve birikimlerimizin erimesiyle karşımıza çıkıyor. Artık toplumun çok çok büyük bir kesimi için bırakın ev ya da araba sahibi olmayı, bir tatile çıkmak bile mümkünsüz bir hayal durumunda.

     Daha önce de yazmıştım: Türk ekonomisi yalnızca 10 milyon civarında insanın harcamalarıyla döndürülüyor. Sokaklarda, alışveriş merkezlerinde, kafelerde gördüğünüz işte bu on milyon insan. İçindeyseniz ne ala, dışındaysanız haliniz fena!

14 Mart 2025 Cuma

Dış Güçler - Nas Oranı

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "Faiz Sebep Enflasyon Netice" ekonomik politikasının uygulandığı aşağıdaki grafiğin 3 numaralı elips bölümünde, kötü sonuçları görülmesine karşın seçim tarihi olan Haziran 2023’e kadar faizler -hiçbir maddi gerçeklikle bağdaşmayacak şekilde- çok sert düşürüldü.

Faizlerdeki bu hızlı ve yapay düşüşün enflasyon ve dolar fiyatı üzerindeki etkileri korkunç oldu.

"Faiz Sebep Enflasyon Netice" politikasının ilk olarak uygulandığı Berat Albayrak'ın Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde 128 milyar dolarlık Merkez Bankası döviz rezervleri kullanılmış ancak faizlerin yapay düşürülme yöntemi yine de başarısız olmuştu.

Buna karşın aynı yöntem bir kez daha uygulamaya konuldu. Bu ikinci dönemde Merkez Bankası rezervleri de yetersiz olduğu için büyük bir ekonomik yıkım yaşandı ve toplumun üst %3-5'lik dilimi haricinde tüm kesimler çok korkunç alım gücü kayıplarıyla karşılaştılar.

Ekonomideki yanlış ve kötü yönetimin, enflasyonun, döviz artışının ve alım gücü kayıplarının nedeninin dış güçler olduğunu, muhalefet olduğunu, uzaylılar olduğunu (hatta pahalılığın Allah’tan geldiğini söyleyenler olmuştu, biliyorsunuz) ya da (bu pahalılığın nedeninin) İmamoğlu olduğunu söyleyenlere yukarıdaki grafiği göstermek belki bir işe yarayabilir. Hala gerçeği kavramıyor ya da inatla kabul etmiyorlarsa, bu durumda yapılabilecek pek de bir şey kalmıyor demektir.

Haziran 2023 seçimlerden sonra yapılan ilk iş, sanki Türk ekonomisindeki açmazın sorumlusu onlarmış gibi, Merkez Bankası Başkanı ve Maliye Bakanı’nın değiştirilmesi oldu.

Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin beşinci yılındaki beşinci Maliye Bakanı olarak göreve başladı. Onu beşinci yıldaki beşinci Merkez Bankası Başkanı olarak Hafize Gaye Erkan’ın atanması izledi. Sekiz ay sonrasında Merkez Bankası Başkanı bir kez daha değişecek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin beş buçuğuncu yılındaki altıncı Merkez Bankası Başkanlığı’na Fatih Karahan atanacaktı.

Öyle görülüyordu ki, ekonominin kötü idaresinden herkes sorumluydu; bir kişi hariç.


Faiz mi Krizden, Kriz mi Faizden Çıkar - Nas Oranı

Aşağıdaki grafikte 2 numaralı elips içerisinde bulunan bölüm tarihimizdeki ilk "faiz sebep enflasyon netice" politikasının uygulandığı dönemdi. Berat Albayrak'ın Hazine ve Maliye Bakanı olduğu bu dönemde yürürlükteki ekonomik politikayı desteklemek uğruna 128 milyar dolarlık döviz rezervi satışı yapılmış ancak sonuçta başarılı olunamadığı görülmüştü.

Buna karşın yalnızca bir yıl sonrasında, 3 numaralı elips içerisindeki bölümde tarihimizdeki ikinci “faiz sebep enflasyon netice” politikasının uygulanmasına başladı. MB politika faizi 24 Eylül 2021’de bir puan, 22 Ekim’de iki puan, 19 Kasım tarihinde bir puan daha düşürüldü. Açık arttırma gibiydi doğrusu. MB faizi artık %15’di.

Ortada fol yok, yumurta yoktu. Ne oluyordu?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin henüz üçüncü yılı içerisindeydik. MB Başkanlık koltuğunda dördüncü başkan, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda ise üçüncü bakan oturuyordu. Maşallahtı doğrusu. Koltuklara layık insan bulma sıkıntısı çekilmiyordu.

Bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından şu söylemler dile getiriliyordu: “Bunların kafası basmaz. Ben ekonomistim. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Faizi savunanlar kusura bakmasın, ben faizi savunanla beraber olmam, olamam. Faizle mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Şunu bir defa bilmemiz lâzım. Bu konuda nass ortada. Nass ortada olduğuna göre, sana bana ne oluyor?”

Yoksa hem fol hem yumurta var, biz mi görmüyorduk.

Nitekim faiz düşürülüyor, o düştükçe –artık yeterince MB rezervi de bulunmadığı için- hem dolar hem enflasyon fırlıyordu. 30 Kasım tarihine gelindiğinde dolar fiyatı son bir buçuk ay içerisinde %60’lık artışla 8.42’den 13.47’ye, enflasyon ise %21.3’e yükselmişti.

Bir gün ertesinde, 1 Aralık 2021 tarihinde, dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan görevden affını istedi. Hemen affedildi ve yerine üçüncü yıldaki dördüncü Hazine ve Maliye Bakanı olarak Nureddin Nebati atandı. Henüz Ortodoks politikalardan epistomolojik kopuş tam olarak başlamamış, yer kapma yarışı yaşanmamıştı fakat düşük faiz politikasının devam edeceği anlaşılmıştı.

17 Aralık 2021 tarihinde MB, faizi %14’e düşürdü.

Yine birileri içeriden haber almış, tıpkı faizlerin düşürülmeye başladığı ilk tarih olan 24 Eylül’ün on gün öncesinden başlayan döviz alımları gibi, bu sefer de 7 Aralık tarihinden itibaren döviz toplanmaya başlamıştı. 17 Aralık günü dolar en yüksek 17.16 seviyesini gördü. On günde %28’lik bir artış daha anlamına geliyordu bu.

Dövizin yükselişi 20 Aralık Pazartesi günü de sürdü. Dolar en yüksek 18.3674’ü gördü. Günün gecesinde, Kur Korumalı Mevduat Sistemi’ne geçildi.

Aslında dolar zaten yükselmişti yükseleceği kadar. Bu saatten sonra kur korumalıya geçsen ne olurdu, geçmesen ne olurdu?

Voliyi vuranlar vurdu. Satışa geçtiler, bir voli de oradan vurdular. Durum oldu, 2-0. Vatandaşspor gol üstüne gol yiyordu. Ve daha bunlar henüz başlangıçtı.


UYARI

UYARI