Çin
Yuan’ının Gerçek Türk Lirası grafiğine bakınız. Mavi eğri piyasa değerini,
kırmızı kalın eğri gerçek değeri gösteriyor. Piyasa değerinin gerçek değerin
altında bulunması, Türk Lirası’nın aşırı değerlendiğinin bir göstergesi
durumunda. Oysa Çin ile rekabet edebilmek için Yuan’ın Türk Lirası karşısındaki
piyasa değerinin, gerçek değerinin üzerinde bulunması, yani mavi eğrinin kırmızı
eğrinin üzerine çıkması, en azından bu ikisinin birbirine eşitlenmesi gerekir.
Bu
grafikten çıkaracağımız sonuç şu: Türkiye’de eğer bir devalüasyon olacaksa, bu miktar
en düşük %82 oranında gerçekleştirilmelidir.
Ortalamalar
cinsinden Doların Gerçek Türk Lirası Değeri tablosuna geri dönelim. Burada
devalüasyon miktarına dönük olarak %22 ile %134 arası bir değerlenme oranı,
yani 44.5 lira ile 85.5 lira arasındaki bir dolar değeri ile karşılaşıyoruz.
Devalüasyon
oranına dönük üçüncü çıkarımı ise aşağıdaki tablo üzerinden gerçekleştirebiliriz. 2020
başından günümüze dolar fiyatının diğer kalemler karşısında ne kadar geride
kaldığını görüyorsunuz. Yine en az %80’ler gibi bir devalüasyon olasılığı
beliriyor buradan da.
Varsayalım
devalüasyon oldu. Sonrasında ne yaşarız? (After devaluation) Biraz da buna
bakalım.
Konuyu
anlayabilmek için diğer ülkelerin deneyimlerini incelemekte yarar var. Nijerya,
Haziran 2023 ve 2024 yılı başı olmak üzere toplamda %350’lik iki aşamalı devalüasyon
yaşadı. Öncesinde enflasyonları %30, büyüme oranları %3 civarındaydı.
Günümüzdeki duruma baktığımızda bu rakamlarda herhangi bir anlamlı değişiklik
gerçekleşmediğini görüyoruz. Nijerya’nın günümüzdeki enflasyonu %34, büyüme
oranı ise %3.5 civarlarında.
Böylece
devalüasyonun, mutlaka enflasyon artışına neden olacağı varsayımı yanlışlanmış
oluyor. Elbette her ülkenin kendine has gerçeklikleri söz konusudur. Nijerya’da
enflasyonun artmamış olması, Türkiye’de artmayacağı anlamına gelmez fakat
devalüasyon oranında enflasyon beklenmemesi gerektiğini kanıtlar. Buna
geleceğiz.
Nijerya
grafiğinin son bölümüne dikkat ediniz. Bir devalüasyonun başarılı olduğunun söylenebilmesi,
yani -atom modelinden hatırlayın- yozlaşmanın değil uyarılmanın yaşanabilmesi
için, kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin başını eğip yatay seyre doğru
düzeltme yapması gerekir. Nijerya grafiğinde bunu göremiyoruz. Yani
enflasyonları artmamış fakat devalüasyonları da başarılı olmamış görünüyor.
Demek ki ya bir kalkınma stratejileri yok ya da gereğince uygulayamamışlar.
Şimdi
Pakistan grafiğine bakınız. Bu ülke bir devalüasyon yapmamış ancak bir kural
olarak paralarını değersiz tuttukları, yani mavi renkli piyasa değerini uzun
yıllardır kırmızı renkli gerçek değerin üzerinde bulundurma taktiği izledikleri
anlaşılıyor. Grafik 1993 yılı başından günümüze dek olan resmi veriyor. Son
bölüme dikkat ediniz. Gerçek değer ve piyasa değeri nihayet başlarını eğip
yatay seyre geçmişler. Eğer ilerleyen aylarda kırmızı renkli gerçek değer eğrisi
başını aşağıya eğip gerilemeye başlarsa, son bir buçuk yıldır uyguladıkları
ekonomik politikaların artık nihayet başarılı olmaya başladığı
söylenebilecektir. Günümüzde Pakistan’ın yıllık enflasyonu %1 ve büyüme oranı
%2.75 civarlarında.
Kabul
etsek de etmesek de dünya artık küresel bir köy halini aldı. Bir ülkenin
yalnızca kendi üretimiyle ayakta kalabilmesi mümkün değil. Ya Kuzey Kore gibi
olacaksınız (Ki bu ülke, Çin ve Rusya’dan aldığı desteğe rağmen bu durumda) ya
da dış ticarete dönük faaliyetlerde bulunacaksınız. Yani dışarıdan mal
alıyorsanız, mal da satmak durumundasınız. (Trump da bu özgüvenle –ya da bu
ukalalıkla diyelim- Ukrayna’ya “Sana silah veriyorum, sen de bana madenlerini
ver,” diyor biliyorsunuz. Bu işler öteden beri kamuoyundan gizli saklı zaten
yapılan işlerdi. Trump’ın farkı, kartlarını açık oynayıp, bu işi alenen
yapması.)
Dış
ticaret, küresel köy dediğimiz dünya düzeninde uygarlaşmanın, zenginleşmenin,
saygın bir ulus olmanın, hatta ayakta kalmanın en önemli bileşeni durumunda.
Peki bu dış ticareti nasıl yapacaksınız? Takas yöntemiyle yapamayacağınıza
göre, ticari partnerinizin kabul edeceği ortak ve güçlü bir değişim aracı
kullanacaksınız. Bu değişim aracı, altın, petrol, gümüş, pırlanta, dolar, euro,
yen, yuan, Bitcoin ya da Türk Lirası olabilir. Yeter ki, sağlam, rezerv değeri
bulunan ve kabul edilebilir bir değişim aracı olsun.
Eğer sizin
ulusal para biriminiz rezerv değerine sahip değil ve değişim aracı olarak onay
görmüyorsa; ticareti kolaylaştıran bu akışkanın adının altın, petrol, dolar ya
da euro olmasının sizin açınızdan büyük bir farkı bulunmaz. Her durumda, küresel
ticaret dişlilerinin dönmesini sağlayan akışkan olarak düşünebileceğimiz para
birimini ya da birimlerini kazanmak zorunda olursunuz. Yani ihracatınızı
ithalatınıza denk tutmak ya da daha geniş kapsamıyla cari dengenizin fazla
vermesini sağlamak durumundasınız.
Bunu nasıl
yapacaksınız? Ülke olarak bazı sektörlerde öncü ve lider konuma gelerek, diğer
sektörlerde de rekabet avantajı sağlayarak.
Türkiye’nin
öncü ve lider olduğu sektörler var mı? Birkaç tane vardır herhalde. Fındık konusu
geliyor aklıma. Dünyanın en büyük ihracatçısı durumundayız fakat fiyatını,
bildiğim kadarıyla, dışarıdan belirliyorlar.
Peki, rekabet
avantajına sahip miyiz? Değişen taleplere göre üretiminizi hızla dönüştürmek,
güçlü özkaynaklara sahip olmak, üretim maliyetlerini düşürmek gibi pek çok
ayağı var bu işin.
Toparlarsak,
güçlü bir dış ticaret ülkesi olabilmek için planlı, programlı, emek ve sabır
isteyen, uzun vadeli ulusal bir kalkınma stratejisi oluşturulmalıdır. İktidara
kim gelirse gelsin, adımların ortaklaşa belirlenip, değiştirilmeden kararlılıkla
uygulanması gerekir.
Bu işi en
iyi Çin yapıyor. Kalkınma stratejileri kapsamında gerekli altyapı yatırımlarını
tamamlıyor, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştiriyor, uygun mali ve parasal
önlemler alıyor ve tüm bunların yanı sıra, bir yandan da, rekabet avantajını
pekiştirebilmek için ulusal parasının değerini düşürüyor.
Bizim bir
kalkınma stratejimiz var mı? Emin değilim, doğrusu. Fakat böyle bir stratejimiz
varsa bile kararlılıkla ve değiştirilmeden uygulanmadığına eminim. Hangi konuda
tutarlıyız ki, böylesi uzun soluklu bir süreci gereğince idame ettirebilelim.
“Türk’ü
Nasıl Fakirleştirirsiniz?” başlıklı yayınımda para ve maliye politikaları
alanında yapılan yanlışlıkları saymış; ardından şunu yazmıştım: “Hükümet sizi
öncelemiyor ki! Açık ya da saklı başka planları, başka öncelikleri var. Politik
önceliklerinin, ideolojik kaygılarının, yani siyasi tercihlerinin en dibinde
yer alıyorsunuz. Alım gücünüz gerilemeyecek de ne olacak? Büyük düşünmekten –gerçi
onu da beceremiyorlar- siz yurttaşları düşünmeye ne fırsat ne vakit ne de
kaynak bulabiliyorlar.” Bunun ardından “Alım gücü kaybının ve enflasyonun nedeninin iktidarın
siyasi tercihlerinin sonucu olduğunu vurgulamıştım.
İşte,
içinde bulunduğumuz günlerde bunun nihai aşamalarını yaşamaya başladık. Niçin nihai
diyorum? Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Ve bu tarihten sonra
durumu düzeltmek adına ne tür önlemler alınırsa alınsın, hangi tür tornistan
adımlar atılırsa atılsın “yapılmış kötülüğün” ve “kasıtlı hataların” telafisi
olmayacak.
Durum
zaten çok iyi gitmiyordu. Mehmet Şimşek politikalarıyla varılabilecek “en iyi”
zaten geride kalmaya başlamıştı. Reel kesimin döviz açığı son beş yılın
zirvesine çıkmış, 148 milyar doları bulmuştu. Mart ayı başından tutuklamalara
varıncaya dek geçen süre içerisinde döviz mevduatları yeniden yükseliş
eğilimine girmiş, iki hafta içerisinde 3,2 milyar dolarlık artış yaşanmıştı.
Tutuklamalar
sonrasında ise “kötülük yaparak boyundan büyük işlere soyunmanın” beklenebilecek
sonuçları tüm ağırlığıyla gündeme oturdu.
İlk anda
10 milyar dolarlık carry-trade bozdurulup yurtdışına çıkarıldı. CDS’ler altmış
puanlık artışla 320’nin üzerine çıktı. Hafta sonuna kadar üç gün içerisinde MB
rezerv satışı 25 milyar doları buldu ve bin bir zorlukla, milletin alım gücündeki
zayıflama bahasına, son iki yıl içerisinde biriktirilen swap hariç net rezerv
toplamının %38’i satılmış oldu.
Para
Politikası Kurulu olağanüstü toplanarak gecelik vadede borç verme faiz oranını
3,5 puanlık artışla %46’ya yükseltti. Londra’da TL gecelik faizi iki yılın
zirvesini görerek %136 seviyesine yükseldi. Merkez Bankası vadeli döviz
satışına başladı.
Borsa
çakıldı ve Mart ayının ilk günlerinde başlayan tüm yükselişin bir anda sıfırlanması
yetmezmiş gibi bir sene önceki seviyelere dönülerek BIST-100 Endeksi’nde 9,000
rakamının altı görüldü. Bu millet geçmişten günümüze yapılan tüm sıfırlamaları
affetmeye devam ettiği sürece de, benzeri sorunlarla tekrar tekrar yüzleşmeye
devam edeceğiz, ne yazık ki!
Dolayısıyla
böyle bir ortamda –yatırım tavsiyesi anlamına gelmemekle birlikte ve özellikle
alım ve satım anlamında panik hareketlerden sakınmanız gerektiği uyarısını
yaparak- geleceğe dönük olarak benim şahsi düşüncem, artık döviz varlıklarında
her gerilemenin alım ve Türk varlıklarında ise her yükselişin satış fırsatı
olarak değerlendirilebileceği şeklindedir. Ayrıca sanal varlıkların en azından
bir kısmının fizikiye çevrilmesi, gelecek günlerdeki olası birikim kayıplarının
ve geçim sıkıntısı risklerinin telafisi açısından gerekli bir önlem gibi
duruyor.
Şimdi,
dünya ülkelerinin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması’nı yaparak Türkiye’nin yerini
görecek ve Türk ekonomisinin nasıl olup da, dünyanın en kötü ikinci ekonomisi
olduğunu grafik ve tablolarımız üzerinden inceleyerek anlayacağız.
Türk
Lirası’nın niçin devalüe edilmesi gerektiği tezini destekleyen nitelikte özgün
ve güzel bir çalışmadır. Sonuna kadar takip ederseniz, tüm durumu
olanca açıklığıyla kavrayacağınıza inanıyorum.
Grafik ve
tabloların oluşturulmasında, içinde Türkiye’nin de bulunduğu 70 ülke değerlendirilmeye
alındı ancak Türkiye’de farklı kurumlar farklı enflasyon verileri açıkladığı
için bu sayıyı tablolar üzerinde 74 olarak göreceksiniz. Yalnızca Türkiye yazan
satır, dört kurumun açıkladığı aylık enflasyon verilerinin ortalamasıyla
oluşturuldu.
İlk
tablomuz Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması’nı gösteriyor. Birinci sırada
Çin, son sırada İran yer alıyor. Burada pozitif oranlar, ülke ulusal
paralarının dolar karşısında ne kadar değersiz olduğunu, negatif oranlar ise
ülke ulusal paralarının dolar karşısında ne kadar değerli yani pahalı olduğunu
ifade ediyor.
Çin’in
değeri %156. Grafiğine bakınız.
Çin Yuanı’nın mavi renkli piyasa değeri, Çin
Yuanı’nın kırmızı renkli gerçek değerinin %156 üzerinde bulunuyor. Çin
parasının değerini piyasada belirlenecek şekilde serbest bırakacak olsa, son
kırk yıllık üstün ekonomik performansı nedeniyle Çin Yuan’ının değer kazanması,
yani mavi renkli piyasa değerinin kırmızı renkli gerçek değer eğrisine
yakınlaşması beklenirdi. Oysa ABD’ni kızdırma ve bir ticaret savaşını körükleme
bahasına Çin bunu yapmıyor ve uluslararası rekabet avantajını pekiştirebilmek
amacıyla ulusal parasının değerini düşük tutmaya devam ediyor.
Diğer
yandan listemizin son sırasındaki İran ise parasının değerini -%391 oranında
aşırı değerli tutmayı tercih ediyor. Ambargoyu delerek piyasa fiyatının çok
altında petrol satışını mümkün kılan bir politika olabilir bu. Ancak
grafiğinden görüyorsunuz, geçmişte iki kere devalüasyona mecbur kalmışlar,
yakın gelecekte de 10 kata varacak oranda bir devalüasyona daha mecbur
kalacaklardır.
İran para
rejimi çok karışık. Resmi para birimleri Riyal ancak halk günlük alışverişini yaparken
bundan bir sıfır atarak ifade ettikleri Tümen birimini kullanıyor.
İran
Merkez Bankası Riyal’den beş sıfır atacağını açıkladı ancak henüz yürürlüğe
girmiş değil. Bunu yaptıklarında herhalde önceden bir devalüasyon
gerçekleştireceklerdir, bu nedenle gecikmiş olabilir.
Ayrıca
İran’da resmi kur, serbest piyasa kuru, NIMA ve SANA sistemleri gibi farklı
döviz kurları var. Mart 2025 itibarıyla 1 dolar karşılığı olarak resmi kur
42,000 riyal; NIMA kuru 670,000; SANA kuru 700,000; serbest piyasa kurunun ise
yakın zamanda 980,000’e ulaştığı ifade ediliyor.
Yani
ulusal para biriminin bastırılarak zoraki değerli tutulması stratejisi, rekabet
güçlükleri yaratmasının yanı sıra, İran’ın karşılaştığı türden bir enflasyon
sarmalını da tetiklemiş oluyor.
Listemizin
73. sırasında, açıkladığı enflasyon verileri itibarıyla ENAG-Türkiye bulunuyor.
Yani ENAG’a göre Türkiye, İran dışında parasının değerini en yüksek tutan, yani
doların en ucuz olduğu dünya ülkesi durumunda. Kırmızı renkli gerçek değer
eğrisinin mavi renkli piyasa değeri eğrisinin %118 üzerinde bulunduğunu
görüyorsunuz.
IPA
verileri ve Türkiye ortalaması olarak bakıldığında -%7’lik ve -%9’luk değerler
görüyoruz. Bunlar gerçek değere oldukça yakın oranlar ancak diğer dünya
ülkelerinin kur uygulamalarına bakıldığında, yine Türkiye’yi listenin son
sıralarına atan ve dolar karşısında Türk Lirası’nın -geçen hafta gerçekleşen şu
son artışa karşın- hala ne kadar değerli olduğunu gösteren bir tablo sunuyor
bize.
ITO ise
43. ve hele ki TÜİK ise 21. sırada; elbette eğer inanırsanız.
Yukarıdaki tabloda yer alan Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri sıralaması, geçmişten günümüze
olan resmi veriyordu. Aşağıdaki tablo ise son bir senelik durumu yansıtıyor.
Son birkaç
senedir Çin ekonomisinin yavaşladığı söylenebilir. Belki de bunun nedeni senelik
gerçek dolar değerindeki değişim hızının %0.06’ya gerilemesi ve Çin’in bu
alanda 16.lığa düşmesi olabilir.
Türkiye
burada görüyorsunuz, Arjantin ve Nijerya ile birlikte son sıraları paylaşıyor.
Bu tablo, dünya ülke ekonomilerinin gelişme ve gerileme anlamındaki gerçek
göstergesi durumunda. Bir ülke ekonomisinin, yurttaşlarına en çok faydayı
sağlayacak şekilde gelişebilmesi için tablonun üst sıralarına tırmanması ve
gerçek değer değişim hızını pozitife taşıması gerekiyor.
Bu sefer
Türkiye ortalamasının grafiğine bakalım. Kırmızı renkli gerçek dolar değeri
eğrisinin boynunu hiç eğmeden, ne kadar diklemesine tırmandığını görüyorsunuz.
Yurttaşlarının geçimine ve birikimine en az katkıyı sağlayan başarısız bir
ekonominin grafiği bu.
Tablomuza
geri dönelim. İlk iki sıradaki ülkeyi görüyor musunuz? Bunlar komşularımız
Gürcistan ve Ermenistan. Eskinin komünist doğu bloğu ülkeleri bizi çoktan
geçtiler. Şimdi sıra belki de bu iki ülkeye gelmiş olabilir; ne dersiniz?
Otuz yıl
önce Romanya’ya gitmiştim. İnsanların aylık maaşları bir karton sigaraya
eşitti.
Yirmi sene
kadar önce, ikiz çocuklarımız nedeniyle iki yıl süreyle Gürcistan’dan hanımlar
çocuk bakımı için evimizde kalıp bize destek oldular.
Romanya’da
insanların alım gücü bizi geçti. Ve belki de yakında bizim kadınlarımız Gürcistan
ve Ermenistan’a giderek çocuk bakmak durumunda kalacaklar.
Nerden
nereye? Kimin kabahati bu? Kabahat bir masumiyet ifadesi veriyor. Oysa ortada
büyük bir suç olduğu kesin. Ve hayır, yalnızca siyasetçiler değil, bu millet de
bu suçun ortağı durumunda. Beyinlerini kullanmadıkları için, iradeleriyle değil
ilkel duygularıyla hareket ettikleri için suçlular.
Günümüzde
de bu ortaklaşa işlenmiş suçun sonuçlarını yaşıyoruz.
Bakın
Ermenistan grafiğine. 2014 tarihindeki devalüasyondan günümüze doların piyasa
değerini gerçek değerin üzerinde tutuyorlar. Son beş yıllık dönemde ise gerçek
değerin aşağıya olan ivmesi hızlanmış durumda.
Elbette
ekonomik başarıyı yakalamak yalnızca doların değerini arttırmakla sağlanabilecek
bir şey değil. Bunun yanı sıra en uygun kalkınma stratejisini belirleyerek kararlılıkla
uygulamak, gerekli altyapı yatırımlarını tamamlamak, siyasi ve ekonomik
ilişkiler geliştirmek, uygun mali ve parasal önlemler almak gibi tedbirler de
gerekiyor.
Gürcistan’ın
devalüasyon uygulaması da yaklaşık olarak Ermenistan’la aynı tarihlere,
2013-2014 yıllarına denk geliyor. Doların piyasa değerini gerçek değerin
oldukça yukarısına tırmandırmışlar. Pandemiye kadar olan sonrasındaki 6-7
yıllık dönemde çok büyük bir başarı yakalayamamışlar aslında. Son dört yıllık
dönemde ise kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin ne kadar yüksek bir ivmeyle
aşağıya eğrildiğini görüyorsunuz.
Gürcistan
ve Ermenistan’ın bu başarısını, ülkelerin son yedi yıllık toplam büyüme rakamlarında
da görüyoruz. Son yedi yıl içerisinde Gürcistan %49, Ermenistan ise %44 büyümüş
durumda.
İlk on
sırada ise Çin, Hindistan, Vietnam, Bangladeş gibi Güney Doğu Asya ülkelerinin
yanı sıra Etiyopya, Ruanda, Tanzanya, Uganda gibi Orta Doğu Afrika ülkeleri yer
alıyor. Son yıllarda Afrika’nın çehresi hızla değişmeye başlamış durumda.
İkinci
sıradaki Ruanda’nın grafiğine bakınız. Henüz kırmızı renkli gerçek değer eğrisi
başını eğmemiş durumda. Bu durum henüz halkının toplu refahını arttıracak yönde
büyük bir başarı yakalanamadığını gösteriyor. Fakat doların piyasa değeri
gerçek değerinin %126 üzerinde bulunuyor.
Üçüncü
sıradaki Bangladeş’in grafiğinde ise, son bir buçuk yıldır doların piyasa
değeri tırmanışını sürdürürken gerçek değer eğrisinin nihayet başını eğdiğini
görüyoruz. Gerçek değer eğrisi pozisyonunu koruyacak olursa, piyasa değerindeki
artış eğilimi de duracak ve ülke ekonomisinde halkın yararına çok daha olumlu
gelişmeler yakalanabilecektir.
Bangladeş
dünyanın en fakir ancak en hızlı gelişmekte olan ülkelerinden birisi durumunda.
Vietnam
grafiğine bakınız. Son on beş yıldır doların piyasa değeri yükselmeyi
sürdürüyor ancak doların gerçek değeri artık başını aşağıya eğmiş durumda ve
aralarındaki fark büyüyor. Bu fark günümüzde %97.5 seviyesinde.
Ulusal
parayı değersizleştirmenin ekonomik başarının yakalanmasında ve yurttaşlarının
refahının arttırılmasında bir tesadüf olmadığını görüyorsunuz, değil mi?
Uganda’ya
bakınız. Burada da benzeri bir resim var. Çok küçük değerlerle olsa da doların
piyasa değeri artmayı sürdürüyor ancak doların gerçek değeri son on yıldır
gerileme içerisinde. Yani Uganda’nın ekonomisi ABD’nin ekonomik performansından
son on yıldır daha iyi durumda.
Ülkelerin
son yedi yıllık toplam büyüme oranlarında Türkiye ise 14. sırada bulunuyor. Son
yedi yılda %35 büyümüşüz. Buna inanıyor musunuz?
Ya
yandaşlar, beşliler falan böyle büyüdü herhalde ya da enflasyon rakamlarını
doğru açıklamadığı aleni olan TÜİK, belki büyüme rakamları ile de oynuyor
olabilir. Yoksa biz yurttaşların bu son yedi yılda %35 büyüdüğü değil en az bu
oranda küçüldüğü son derece net.
Son bir
yıllık büyüme oranı olarak ise Türkiye %2.45 ile 47. sırada bulunuyor.
Arjantin, Jamaika, Yeni Zelanda küçülmüş durumdalar. Avrupa ve İngiltere’nin
büyüme oranları %1’in altında.
Çek
Cumhuriyeti’nin büyüme oranı %1.45. Son yedi yıllık büyüme oranı da yine
düşüktü, %8.90’dı ve 62. sıradaydı. Bu durumu, gerçek dolar eğrisinin son yedi
yıldır süregelen yukarı eğiminden de anlıyoruz. Ve son dönemde bu iki eğri
arasındaki açıklık -%50’yi bulmuş durumda.
Çekya’nın
ihracat rakamı ithalat rakamının üzerinde aslında ancak verdiği cari açığın
milli gelire oranı %5’i aşmış durumda. Avrupa Birliği üyesi olmasının
avantajıyla ve elbette bir hukuk ülkesi olmayı başarması sayesinde mevcut
açığını doğrudan yabancı sermaye girişleriyle finanse ediyor.
Suudi
Arabistan ve Bahreyn’in büyüme rakamları da çok yüksek sayılmaz ancak son kırk
yıldır süren son derece istikrarlı bir ekonomileri bulunuyor. İlk grafik Suudi
Arabistan’ındı. Şimdiki grafik Bahreyn’in. Paralarının değerinin ABD Doları’na
nasıl sabitlendiğini görüyorsunuz. Kırmızı renkli gerçek dolar değerleri ise
geriliyor. Yani ABD’nden daha başarılı bir ekonomileri var.
Son bir
yıllık sürede en yüksek hızda büyüyen ülkeler arasında, tıpkı son yedi yıllık dönemde
olduğu gibi, yine Ruanda, Etiyopya, Gürcistan, Vietnam, Uganda gibi ülkeler
bulunuyor.
Kamboçya
yedinci sırada. Bu ülke de parasının değerini ABD dolarına sabitlemiş durumda.
Kırmızı renkli gerçek dolar değeri ise yüksek ivmeli gerilemesini, dolayısıyla
Kamboçya ekonomisi istikrarlı büyümesini ve halkının refahını artırmayı
sürdürüyor.
Hindistan
yüksek oranlı büyüme oranları sağlayan bir ülke. Hatta zaman zaman ikinci Çin
olma yolunda ilerlediği söyleniyor. Ancak grafiğine baktığımızda durumun pek de
böyle olmadığını görüyoruz. Hindistan rekabet avantajı sağlamak için parasının
piyasa değerini düşürmeyi sürdürüyor. Ancak kırmızı renkli gerçek dolar eğrisi
de yaklaşık aynı oranlarda yükseliyor. Yani henüz gerçek ve halka yansıyan bir
ekonomik başarıdan söz edilemez. Fakat bu durum birkaç yıl içerisinde
değişebilir. Bunun işaretleri de izlenmiyor değil.
Filipinler
ekonomisi ise çok daha başarılı. Son on yıldır doların piyasa ve gerçek değeri,
birbirlerine zıt yönlerde ivmelenmiş durumdalar. Bu grafik bize, doların piyasa
değerindeki yükselişin, illa ki enflasyonda bir artışa yol açmadığının kesin
bir delili niteliğinde.
Şimdiki
tablomuzda ülkelerin son yedi yıllık toplam enflasyon oranlarını görüyoruz.
Arjantin
%6679’luk oran ile son sırada. Onu Türkiye ve İran izliyor. ENAG verilerine
göre son yedi yılın toplam enflasyon oranı %2624. Türkiye ortalaması ise %1187.
Yani Türkiye’de son yedi yıl içerisinde hayat, yedi ila yirmi yedi kat arasında
bir oranda pahalılaşmış durumda.
Şimdiki
tabloda son bir yıllık enflasyon oranları yer alıyor. Türkiye ve Arjantin yine
son sıradalar. Onları Nijerya ve İran gibi ülkeler izliyor. Savaş halindeki
Ukrayna’da %14’lük, Rusya’da ise %10’luk enflasyon var. Gürcistan’ın enflasyonu
%2.83 ve Ermenistan’ın enflasyonu %2.91. İsrail’inkisi %3.24.
Çin’in ve
Endonezya’nın enflasyonu ise eksi değerlerde bulunuyor. Endonezya’da geçim son
bir yıl içerisinde %0.42 oranında ucuzlamış durumda.
Bunun
nedenini Gerçek Dolar Değeri grafiklerinde görüyoruz. Son on beş yıldır, önceki
on beş yıla nazaran Endonezya parasının piyasa değeri yükseliyor ancak bu durum
enflasyonda bir artışa yol açmadığı gibi kırmızı renkli gerçek dolar eğrisini
de geriletiyor. Bu sayede Endonezya üretim mallarının pazarlanmasında rekabet
avantajı sağlıyor ve bu durum dönüp dolaşıp ekonomisini güçlendirirken halkının
refahını da artırıyor.
Aşağıdaki
tablo, ülkelerin son yedi yıllık ekonomik performans değerlerini veriyor. Rakam
ne kadar düşükse, bu durum o ülkenin o kadar başarılı olduğu anlamına geliyor.
Çin 3.75 puan ile birinci sırada. Onu Güney Doğu Asya ülkeleri ile Orta Doğu
Afrika ülkeleri izliyor. Ermenistan, İsrail, Endonezya, Güney Kore ve Gürcistan
ilk on beş içerisindeki diğer ülkeler. Türkiye hormonlu büyüme rakamları ve
törpülenmiş enflasyon rakamları ile 63. sırada.
Azerbaycan
58. sırada bulunuyor. 2014, 2015 ve 2016 yılındaki güçlü devalüasyonlar sonrasında,
paralarının değerini son on yıldır ABD dolarına sabitlemiş durumdalar. Ancak
diğer önlemleri gereğince sağlayamamış olacaklar ki, Gerçek Dolar Değeri
yükselişini sürdürüyor. Dahası, son iki yıl içerisinde bu ivme artmış durumda.
Bu yıl içerisinde belki de piyasa değeri gerçek değerin altında inecek ve bu
gelişme Azerbaycan parasının yeni bir devalüasyon ile karşılaşmasının önünü
açacak.
Şimdiki
tablomuzda ülkelerin son bir yıldaki ekonomik performans değerlerini görüyoruz.
Bu listede Çin ikinciliğe düşerken, Endonezya birinciliğe yükselmiş durumda.
Son sırada Arjantin var. Ondan bir üst sırada da Türkiye. Yani yayın
başlığımıza geri dönecek olursak, Türkiye dünyanın en kötü ikinci ekonomisi
durumunda.
Bu son
tablomuzda ise para birimini değersizleştirmenin ülkelerin ekonomik performansları
üzerindeki etkisini izliyoruz.
Ülkelerin
solunda ekonomik performans listesinde kaçıncı sırada bulundukları ve sağında
ise Gerçek Dolar Değeri sıralamaları yer alıyor. Renklendirilmiş ülkeler
dışında, bu iki liste birbirleriyle uyum içerisinde.
Renklendirilmiş
ülkelerin uyumlarındaki bozulmanın nedenleri ise şunlar:
Çoğunluktaki
sarı renk ile işaretlenenler, büyük olasılıkla enflasyonu düşük büyüme rakamlarını
yüksek açıkladığı düşünülebilecek ülkeler.
Mor renk
ile işaretlenmiş Danimarka ve İsviçre ise güçlü ve konvertibilite değeri yüksek
para birimine sahip olan ülkeler.
Yeşil renk
ile işaretlenmiş İsrail ve Ermenistan’ın yardım ve yatırım anlamında yüksek
oranlı dış destek aldıkları söylenebilir.
Açık mavi
renkli Bolivya ve Guatemala ise paralarının değerini ABD dolarına sabitlemiş
olan ülkeler.
Danimarka
grafiğine bakınız. Paralarının piyasa değeri yükselmeye başladığından bu yana
gerçek dolar eğrileri de gerilemeye başlamış durumda. Daha öncesinde ise
ekonomileri bu kadar başarılı değildi.
Kenya
grafiği ile bitiriyoruz. Paralarının konvertibilite gücü düşük olduğundan ve
piyasa değeri gerçek değerin altında bulunduğundan dolayı çok başarılı bir
performans sergilemiyorlardı. Son beş yıldır ise paralarının piyasa değerindeki
güçlü tırmanış nedeniyle kırmızı renkli gerçek dolar değeri eğrileri nihayet
gerilemeye başlamış durumda.