Kabul
etsek de etmesek de dünya artık küresel bir köy halini aldı. Bir ülkenin
yalnızca kendi üretimiyle ayakta kalabilmesi mümkün değil. Ya Kuzey Kore gibi
olacaksınız (Ki bu ülke, Çin ve Rusya’dan aldığı desteğe rağmen bu durumda) ya
da dış ticarete dönük faaliyetlerde bulunacaksınız. Yani dışarıdan mal
alıyorsanız, mal da satmak durumundasınız. (Trump da bu özgüvenle –ya da bu
ukalalıkla diyelim- Ukrayna’ya “Sana silah veriyorum, sen de bana madenlerini
ver,” diyor biliyorsunuz. Bu işler öteden beri kamuoyundan gizli saklı zaten
yapılan işlerdi. Trump’ın farkı, kartlarını açık oynayıp, bu işi alenen
yapması.)
Dış
ticaret, küresel köy dediğimiz dünya düzeninde uygarlaşmanın, zenginleşmenin,
saygın bir ulus olmanın, hatta ayakta kalmanın en önemli bileşeni durumunda.
Peki bu dış ticareti nasıl yapacaksınız? Takas yöntemiyle yapamayacağınıza
göre, ticari partnerinizin kabul edeceği ortak ve güçlü bir değişim aracı
kullanacaksınız. Bu değişim aracı, altın, petrol, gümüş, pırlanta, dolar, euro,
yen, yuan, Bitcoin ya da Türk Lirası olabilir. Yeter ki, sağlam, rezerv değeri
bulunan ve kabul edilebilir bir değişim aracı olsun.
Eğer sizin
ulusal para biriminiz rezerv değerine sahip değil ve değişim aracı olarak onay
görmüyorsa; ticareti kolaylaştıran bu akışkanın adının altın, petrol, dolar ya
da euro olmasının sizin açınızdan büyük bir farkı bulunmaz. Her durumda, küresel
ticaret dişlilerinin dönmesini sağlayan akışkan olarak düşünebileceğimiz para
birimini ya da birimlerini kazanmak zorunda olursunuz. Yani ihracatınızı
ithalatınıza denk tutmak ya da daha geniş kapsamıyla cari dengenizin fazla
vermesini sağlamak durumundasınız.
Bunu nasıl
yapacaksınız? Ülke olarak bazı sektörlerde öncü ve lider konuma gelerek, diğer
sektörlerde de rekabet avantajı sağlayarak.
Türkiye’nin
öncü ve lider olduğu sektörler var mı? Birkaç tane vardır herhalde. Fındık konusu
geliyor aklıma. Dünyanın en büyük ihracatçısı durumundayız fakat fiyatını,
bildiğim kadarıyla, dışarıdan belirliyorlar.
Peki, rekabet
avantajına sahip miyiz? Değişen taleplere göre üretiminizi hızla dönüştürmek,
güçlü özkaynaklara sahip olmak, üretim maliyetlerini düşürmek gibi pek çok
ayağı var bu işin.
Toparlarsak,
güçlü bir dış ticaret ülkesi olabilmek için planlı, programlı, emek ve sabır
isteyen, uzun vadeli ulusal bir kalkınma stratejisi oluşturulmalıdır. İktidara
kim gelirse gelsin, adımların ortaklaşa belirlenip, değiştirilmeden kararlılıkla
uygulanması gerekir.
Bu işi en
iyi Çin yapıyor. Kalkınma stratejileri kapsamında gerekli altyapı yatırımlarını
tamamlıyor, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştiriyor, uygun mali ve parasal
önlemler alıyor ve tüm bunların yanı sıra, bir yandan da, rekabet avantajını
pekiştirebilmek için ulusal parasının değerini düşürüyor.
Bizim bir
kalkınma stratejimiz var mı? Emin değilim, doğrusu. Fakat böyle bir stratejimiz
varsa bile kararlılıkla ve değiştirilmeden uygulanmadığına eminim. Hangi konuda
tutarlıyız ki, böylesi uzun soluklu bir süreci gereğince idame ettirebilelim.
