Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2025 Pazartesi

Arjantin, Türkiye ve Devalüasyon

Türkiye'nin ikizi olduğu sıklıkla dile getirilen Arjantin’in para birimi Ağustos 2022-Ağustos 2023 arası dönemde %267 oranında değer kaybetmiş, Aralık 2023 tarihinde de %124’lük keskin bir devalüasyon gerçekleştirilmişti. Devalüasyonun yapıldığı tarih aşağıdaki grafikte 1 no’lu dikdörtgen bölüm içerisine görülüyor. Arjantin pesosu o günden bu yana değer kaybetmeye devam etmektedir ancak artık daha makul kayıplar söz konusudur. Bu grafikte 2 no’lu küçük kutudaki gelişmeye dikkat ediniz. Kırmızı renkli Gerçek Değer Eğrisi başını eğerek yataya doğru alçalmaya başlamış durumda. Yani belki de önümüzdeki aylarda, Arjantin ekonomisinin nihayet toparlanmaya başladığını görmemiz mümkün olabilir.

Günümüzde Arjantin enflasyonu %200’lerden %53’e gerilemiş durumda. Büyüme rakamları ise (–%1) değerini gösteriyor. Bir yıl üç ay önceki devalüasyonun, Arjantin enflasyonunu hızlandırma değil yavaşlatma yönünde etki yaptığını izliyoruz. Eğer gerekli önlemler alınırsa Türkiye’de de benzeri bir gerçekleşme yaşanabilir.

Arjantin ekonomisinin seyrini, büyüme rakamlarına da dikkat ederek sonraki aylarda takip etmeyi sürdüreceğiz.

Aşağıda Türkiye'nin resmi TÜİK kurumu tarafından açıklanan veriler doğrultusunda hazırlanmış Gerçek Dolar Değeri Grafiği bulunmaktadır.. Kırmızı renkli Gerçek Değer Eğrisinin hala nasıl bodoslama yükselmeye devam ettiğini görüyorsunuz.

Bir aşağıdaki ENAG grafiğindeki durum ise daha fena. Yani son dönemde uygulanan ekonomik politika, ite kaka enflasyonu belki biraz düşürmüş olabilir ancak Türkiye'de insanların alım gücü kayıplarının zirve yaptığı bu politikalar nedeniyle çekilen tüm sıkıntılara karşın, hala gerçek bir başarıya ulaşıldığı söylenemez… Ve çok da uzak olmayan bir sürenin sonunda, bu grafikte bir sıkıntı sıçramasının görülme olasılığı çok yüksek gibi duruyor.

Devalüasyon sonrasında, (yani “the day after devaluation”) her mal, hizmet ve yatırım aracı aynı tepkiyi vermeyecektir. Kimilerinde şiddetli kimilerinde hafif bir etki görülecektir. Bu iddianın temel dayanağı, enflasyon karşısında her mal, hizmet ve yatırım aracının aynı tepkiyi vermemesi gerçeğine dayanmaktadır.

İmalat sanayi, otomotiv, elektronik, telekomünikasyon gibi ithalat yoğun sektörlerin ürün fiyatları devalüasyondan büyük oranda etkilenecek, doğalgaz ve petrol gibi ürünler ise neredeyse devalüasyon oranını bire bir yansıtacak şekilde pahalılaşacaktır.

Diğer yandan girdisi ağırlıklı olarak yerli üretime dayanan ürünlerde ve hizmet sektöründe ise devalüasyonun etkisi daha sınırlı kalacaktır. Örneğin turizmde fiyatlar, döviz cinsinden gerileyecektir. Çünkü bu segmentte enflasyonun etkisi, döviz fiyatlarının yükselmesine göre çok daha belirleyici olmaktadır.

Devalüasyon elbette Türkiye’de ilk anda enflasyonu artıracak bir unsurdur. Ancak bu etkinin ne oranda ağır ya da hafif yaşanacağının göstereni, alınacak parasal ve mali politikalarla yakından ilişkilidir. Eğer yozlaşma yönünde değil uyarılma yönünde bir devalüasyon gerçekleştirilirse, devalüasyon tarihinden sonraki birkaç ay içerisinde enflasyonun kontrol altına alınması mümkün olabilir.

Dolayısıyla devalüasyona hazırlık aşamasındaki ve devalüasyon sonrasındaki politikaların dürüst, işinin ehli, yurtsever, namuslu, dirayetli, halktan, bilimden ve akıldan yana insanlar tarafından idare edilmesi son derece önemlidir. Eğer eski tas eski hamam devam edilirse, ne yapılsa işe yaramayacaktır.

Dolayısıyla devalüasyon en uygun zamanı kestirilip planlanarak ve bu tarihten sonraki döneme hazırlanarak gerçekleştirilmelidir; yani devalüasyonun uyarılma yönünde etki göstereceğinden emin olunmalıdır.

Peki, bir devalüasyona hangi tür yatırım aracı nasıl tepki verir; buna da bakılması gerekiyor.

Kiralar enflasyon paralelinde arttırıldığı için devalüasyondan birebir etkilenmez. Yine konut ve arsa fiyatları da –aşağıdaki tablodan da görülebileceği üzere- konut fiyat endeksinin enflasyon oranında ve hatta enflasyondan çok daha yüksek artması nedeniyle devalüasyon oranında artış göstermezler.

Devalüasyonun olumlu ya da olumsuz gerçek sonuçlarını alabilmek için üç-beş ay sonrasını, hatta bir senelik süreci değerlendirmek gerekir. Konut fiyatları bu zaman içerisinde dengelenecek ve gerçek değerlerini bulacaktır.

Değerli metaller, Bitcoin gibi akçalar ve dövize endeksli fonlar, elbette Türk Lirası cinsinden, devalüasyon oranında değer kazanırlar.

Faizlerin ilk anda yükselmesi doğaldır ancak devalüasyonun uyarılma yönünde başarılı sonuçlar göstermesi durumunda, faizler üç ay içerisinde, devalüasyon öncesindeki duruma göre bile çok daha fazla gerileyecektir.

Yatırım aracı olarak devalüasyondan en büyük hasarı, hisse senetleri ve Türk Lirası cinsinden fonlar alacaktır çünkü bu alanlarda nominal gerilemeler yaşanmasa bile, reel anlamda kayıplar söz konusu olacaktır. Fakat ekonomi düzeldikçe, yani devalüasyonun uyarıcı etkisi olumlu sonuç gösterdikçe, borsalar kısa sürede toparlanacak ve bırakın devalüasyon öncesi dönemi, birkaç sene içerisinde daha önceki zirvelerini bile zorlayacak seviyelere yükselecektir.

Dolayısıyla devalüasyon sonrası dönemde, zamanını kollayarak hisse senedi yatırımı yapmak en iyi seçenek olacaktır.


6 Nisan 2025 Pazar

Küresel Rekabet Avantajı Sağlayabilmek için Dolar Fiyatı Ne Kadar Olmalı?

Çin Yuan’ının Gerçek Türk Lirası grafiğine bakınız. Mavi eğri piyasa değerini, kırmızı kalın eğri gerçek değeri gösteriyor. Piyasa değerinin gerçek değerin altında bulunması, Türk Lirası’nın aşırı değerlendiğinin bir göstergesi durumunda. Oysa Çin ile rekabet edebilmek için Yuan’ın Türk Lirası karşısındaki piyasa değerinin, gerçek değerinin üzerinde bulunması, yani mavi eğrinin kırmızı eğrinin üzerine çıkması, en azından bu ikisinin birbirine eşitlenmesi gerekir.

Bu grafikten çıkaracağımız sonuç şu: Türkiye’de eğer bir devalüasyon olacaksa, bu miktar en düşük %82 oranında gerçekleştirilmelidir.

Ortalamalar cinsinden Doların Gerçek Türk Lirası Değeri tablosuna geri dönelim. Burada devalüasyon miktarına dönük olarak %22 ile %134 arası bir değerlenme oranı, yani 44.5 lira ile 85.5 lira arasındaki bir dolar değeri ile karşılaşıyoruz.

Devalüasyon oranına dönük üçüncü çıkarımı ise aşağıdaki tablo üzerinden gerçekleştirebiliriz. 2020 başından günümüze dolar fiyatının diğer kalemler karşısında ne kadar geride kaldığını görüyorsunuz. Yine en az %80’ler gibi bir devalüasyon olasılığı beliriyor buradan da.

Varsayalım devalüasyon oldu. Sonrasında ne yaşarız? (After devaluation) Biraz da buna bakalım.

Konuyu anlayabilmek için diğer ülkelerin deneyimlerini incelemekte yarar var. Nijerya, Haziran 2023 ve 2024 yılı başı olmak üzere toplamda %350’lik iki aşamalı devalüasyon yaşadı. Öncesinde enflasyonları %30, büyüme oranları %3 civarındaydı. Günümüzdeki duruma baktığımızda bu rakamlarda herhangi bir anlamlı değişiklik gerçekleşmediğini görüyoruz. Nijerya’nın günümüzdeki enflasyonu %34, büyüme oranı ise %3.5 civarlarında.

Böylece devalüasyonun, mutlaka enflasyon artışına neden olacağı varsayımı yanlışlanmış oluyor. Elbette her ülkenin kendine has gerçeklikleri söz konusudur. Nijerya’da enflasyonun artmamış olması, Türkiye’de artmayacağı anlamına gelmez fakat devalüasyon oranında enflasyon beklenmemesi gerektiğini kanıtlar. Buna geleceğiz.

Nijerya grafiğinin son bölümüne dikkat ediniz. Bir devalüasyonun başarılı olduğunun söylenebilmesi, yani -atom modelinden hatırlayın- yozlaşmanın değil uyarılmanın yaşanabilmesi için, kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin başını eğip yatay seyre doğru düzeltme yapması gerekir. Nijerya grafiğinde bunu göremiyoruz. Yani enflasyonları artmamış fakat devalüasyonları da başarılı olmamış görünüyor. Demek ki ya bir kalkınma stratejileri yok ya da gereğince uygulayamamışlar.

Şimdi Pakistan grafiğine bakınız. Bu ülke bir devalüasyon yapmamış ancak bir kural olarak paralarını değersiz tuttukları, yani mavi renkli piyasa değerini uzun yıllardır kırmızı renkli gerçek değerin üzerinde bulundurma taktiği izledikleri anlaşılıyor. Grafik 1993 yılı başından günümüze dek olan resmi veriyor. Son bölüme dikkat ediniz. Gerçek değer ve piyasa değeri nihayet başlarını eğip yatay seyre geçmişler. Eğer ilerleyen aylarda kırmızı renkli gerçek değer eğrisi başını aşağıya eğip gerilemeye başlarsa, son bir buçuk yıldır uyguladıkları ekonomik politikaların artık nihayet başarılı olmaya başladığı söylenebilecektir. Günümüzde Pakistan’ın yıllık enflasyonu %1 ve büyüme oranı %2.75 civarlarında.



18 Mart 2025 Salı

Doların Gerçek Türk Lirası Değeri - $GD₺ - Mart 2025

Doların Türk Lirası değerinin belirlenmesinde artan parasal ve mali basınç sonsuza dek kontrol edilemez.

Doların Gerçek Türk Lirası Değeri’ni incelediğimiz grafiklerimiz ile başlayalım. Bu hesaplama yönteminde, ABD ve Türkiye’nin büyüme ve enflasyon rakamları, farklı baz tarihlerinin bir kombinasyonu şeklinde karşılaştırılmaktadır.

İlk grafiğimiz -eğer itimat ediyorsanız- TÜİK enflasyon verileriyle oluşturuldu. Günümüzde Doların Piyasadaki Türk Lirası Değeri 36.55 TL civarında seyrediyor. Doların Gerçek Türk Lirası Değeri ise -TÜİK enflasyon verileriyle bakıldığında- yalnızca 24.0144 Türk Lirası çıkıyor. Yani TÜİK’e göre doların piyasa değeri, gerçek değerinden %52 daha pahalı durumdadır.

Yaşadığımız hayatın gerçekleriyle düşündüğümüzde bence az önceki grafik Doların Gerçek Türk Lirası Değeri’ni değil tam tersine TÜİK’in enflasyon verilerini ne kadar hatalı ve düşük açıkladığının kesin kanıtını vermektedir. Yani, TÜİK mahkemesi hala devam ediyor bildiğim kadarıyla, burada delil olarak kullanılabilir.

2022 yılının Temmuz ayında Dolar’ın piyasa değeri, gerçek değerinin %105 üzerine çıkmıştı. Benzeri bir kaybın yaşanması durumunda, yine TÜİK verileriyle, doların fırlayabileceği maksimum değer 49.2183 olarak belirmektedir.

İkinci grafiğimiz ENAG enflasyon verileriyle oluşturuldu. İlk grafikte mavi renk ile gösterilen piyasa değeri, kırmızı renkli gerçek değerin %52 üzerinde bulunuyordu. Burada ise Piyasa Değeri’nin Gerçek Değer karşısında rekor gerileme içerisinde olduğunu görüyoruz. Aralarında tam olarak %122’lik fark var.

Yani ENAG verilerine göre Doların Gerçek Değeri 81.12 Türk Lirası. Bu değer Türk ekonomisinin iyi durumda olduğu Temmuz 2008 tarihindeki -%70’lik orana karşılık gelen değerden bile çok daha büyük bir farka işaret ediyor. Yani ENAG verileri açısından Türk Lirası, tarihinde hiç olmadığı kadar aşırı değerli bir seviyeye taşınmış durumdadır. Bir diğer deyişle Dolar, Türk Lirası karşısında aşırı ucuzdur. Üretici, ihracatçı, sanayici ve turizmcilerin rahatsızlıklarının temel nedeni paritedeki bu çarpıklıktan kaynaklanmaktadır.

Bazılarınız biliyorum TÜİK’in verilerini az bulmakla beraber, ENAG verilerini de yüksek buluyorsunuz. Bu nedenle kısaca İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Planlama Ajansı’nın, yani ITO ve IPA’nın enflasyon verileriyle oluşturulan grafiklere bakacak, daha sonra bunların ortalamalarının alındığı bir tabloyla Gerçek Dolar Değeri Aralığı’nı belirlemiş olacağız.

Ülkenin istatistik kurumuna güven duyamamak, gerçekten insanın kendisini kötü hissetmesine neden olan son derece üzüntü verici bir durum. Ücretliler olarak maaşlarımızda bunun reel etkilerini görüyor; ekonomik çıkarımlar yapmak, tablo ve grafikler oluşturmak noktasında da büyük sıkıntı çekiyoruz.

ITO verileri TÜİK verileriyle paralellik gösteriyor. Bu kapsamda, tıpkı TÜİK grafiğinde olduğu gibi, burada da -aradaki fark daha az olmakla birlikte- mavi renkli piyasa değeri, kırmızı renkli gerçek değerin %14 üzerinde bulunuyor. ITO’ya göre Doların Gerçek Değeri 31.94 Türk Lirası. Kasım 2021’deki gibi bir tırmanma yaşanması durumunda görülebilecek Maksimum Dolar Değeri ise 65.64 Türk Lirası.

İstanbul Planlama Ajansı, yani IPA’nın verileri baz alınarak hesaplama yapıldığında, Doların Gerçek Değeri olarak karşımıza 40.79 Türk Liralık bir değer çıkıyor. Buna göre güncel piyasa değeri gerçek değerin %12 aşağısında bulunmaktadır.

Kasım 2021 tarihinde, IPA verileri doğrultusunda, dolar fiyatında %90’lık bir pozitif değerlenme yaşamıştı. Bu seviyenin günümüzde tekrarı durumunda, Doların Maksimum Değeri olarak 77.39 Türk Liralık bir fiyatlama ile karşılaşılabileceğini görüyoruz.

Bu veri bolluğu karşısında belki de en iyisi, hepsinin ortalamaları alarak buna göre bir çıkarım yapmak. Ekranınızdaki tabloda bunu izliyorsunuz. Doların piyasa değeri günümüzde 36.55 Türk Lirası civarında. Ortalamalar cinsinden bakıldığında Doların Gerçek Değeri 44.47 Türk Lirası ve maksimum değeri de 85.53 Türk Lirası çıkıyor. Dolayısıyla bu iki değer arasındaki bir seviyeyi, doların hedef fiyatı olarak düşünebilirsiniz.


11 Mart 2025 Salı

Konut Piyasası Hakkında Her Şey

2025 Yılı Getiri Sıralaması’nın beşinci ve dördüncü basamağında, Endeksa tarafından açıklanan verilerin değerlendirildiği, Türkiye ve İstanbul ortalaması olarak konut getirisi yer alıyor. Burada yalnızca konutta yaşanan son iki aydaki değerlenmeyi değil, iki aylık kira kazancını da hesaplara dahil etmiş durumdayım. Böylece getiri sıralamasında bize daha doğru bir resim vermiş oluyor.

Türkiye ortalaması olarak 2025 başından günümüze konut yatırımı kazancı dolar cinsinden %2.06 olurken, İstanbul ortalamasındaki konut yatırımının kazancı yine dolar cinsinden %3.14’ü buldu. Türk Lirası cinsinden ve enflasyon karşısındaki durumu tablodan görüyorsunuz.

Aşağıdaki grafikte herhangi bir değişiklik olmadı. Türkiye’de ev sahipliği oranı 2014 yılında %61.1 ile zirve yapmıştı. O tarihten günümüze aralıksız olarak geriliyor. Son durum itibarıyla Türkiye’de her 100 konuttan 56.2’sinde o konutun yasal sahibi oturmaktadır.

Bu haliyle Türkiye, ev sahipliği oranı açısından dünyada son sıralarda bulunuyor. Verilerini paylaşan 47 ülke arasında 43. sıradayız.

Fiyat/Kira Oranı, ev fiyat endeksinin konut kira fiyat endeksine bölünmesiyle oluşturuluyor. Birbirlerine kıyasla ev fiyatları arttığında yükseliyor, kira fiyatları arttığında ise oran geriliyor. Ev satın almanın ya da satmanın, ne zaman cazip olduğunu görmek açısından önemli.

Türkiye’nin “faiz sebep enflasyon sonuç” uygulamalarıyla kendi kendisini krize soktuğu 2021 ortalarından günümüze, Fiyat/Kira Oranı’nda nasıl bir yükseliş gerçekleştiği grafiğimizden çok net görülebiliyor.

120’li seviyelerden 2023 ortasında maksimum 320 seviyesine çıkılmıştı. Bu dönemde kiralar çok yükseldi, herkes şikayet etti ancak ev fiyatları çok daha fazla yükselmişti. Günümüzde Türkiye için Fiyat/Kira Oranı 183.

Bu değer ile dünyada ikinci sırada bulunuyoruz. Yani konut almak için hala çok cazip bir seviyede bulunulmadığı söylenebilir.

Konut fiyatları reel olarak yani enflasyon karşısında hala gerileme içerisinde. Merkez Bankası’nın Ocak 2025 tarihli Konut Fiyat Endeksi’nde bu durumu görmek mümkün. Tüm illerimizde ve Türkiye ortalaması olarak konut fiyatlarında elbette yükseliş var ancak bu yükselişin seviyesi enflasyonun çok altında kalıyor, yani reel olarak ev fiyatları ucuzlamaya devam ediyor.

Harita üzerindeki siyah renkli bölgeler son bir sene içerisinde konut fiyatlarının en az arttığı kentleri, kırmızı renkli bölgeler ise en çok arttığı kentleri gösteriyor.

Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki konut fiyatları TÜİK enflasyonuna yakın seviyelerde artarken, içinde Antalya’nın da bulunduğu Akdeniz Bölgesi’nde ise Türkiye ortalamasına göre çok daha düşük konut değerlemesi gerçekleşmiş durumda.

Türkiye ortalaması olarak konut fiyat endeksi Ocak ayı içerisinde %4,7 artış kaydetti. Böylece yıllık değişimin oranı da %31,9’a yükselmiş oldu. Üç büyük kent içerisinde en büyük artışın Ankara’da gerçekleştiğini görüyoruz. Onu İstanbul ve İzmir izliyor.

Yukarıdaki grafik çok güzel. Burada kırmızı renkli alan konut fiyatlarındaki nominal artışı gösterirken, siyah renkli alan ise TÜİK enflasyonu doğrultusunda gerçekleşen reel değerlenmeyi gösteriyor. Bu grafikten de anlıyoruz ki, Ocak 2024 tarihinden günümüze kadar olan dönemde, konut fiyatları reel gerilemesini sürdürmektedir.

Dolar fiyatı 2020 senesi başından günümüze 6.12 kat arttı. TÜİK enflasyonu ise bu dönemde 6.40 katlık artış gösterdi. Yani dolar, yükselmemesi yönünde o derece bastırılıyor ki, TÜİK enflasyonunun bile gerisinde kalıyor. Eninde sonunda burada bir patlama yaşanacağının bir diğer göstergesi işte bu tablo.

Aynı dönemde IPA enflasyonu 12.35 kat, ENAG enflasyonu ise 27.15 kat arttılar. Asgari ücretin artış oranı 9.51 kat. En düşük emekli maaşı ise 9.65 kat yükseltildi.

Konut fiyat endeksindeki nominal yükselişe baktığımızda, burada da 13.50 katlık artışla 165.90 seviyesine gelindiğini görüyoruz.

Sonuç olarak söylenebilir ki; lüks konut fiyatları yükselişini sürdürüyor fakat toplumun geneli için ev almak, artık büyük bir hayal.

ENAG verilerine göre 1 Mart itibarıyla, Türkiye konut fiyatı ortalaması 100 metrekarelik bir ev için 3 milyon 106 bin ve kira ortalaması da 19,200 Türk Lirası.

İstanbul’da ise 100 metrekarelik ortalama konutun fiyatı 4 milyon 729 bine ve kira ortalaması da 27,000 Türk Lirası’na yükselmiş durumda. Fiyatlar dolar olarak artıyor ancak enflasyon karşısında geriliyor. Dolayısıyla gelecekte bir gün devalüasyon olması durumunda, konut fiyatları devalüasyon oranında yükselmeyecek, bunun yarısı ya da daha düşük seviyelerde kalacaktır.


20 Şubat 2025 Perşembe

Türkiye'nin 1923 Sonrası Dış Ticaret Dengesi

Aşağıdaki grafikte 1923 yılı başından son döneme kadar olan Türkiye’nin dış ticaret dengesini gösterilmektedir.

Lozan Antlaşması’nın koşullarından birisi Türkiye’nin serbest dış ticaret politikası uygulamasıydı. 1929 Ekonomik Buhranı’na kadar olan bu dönemde önemli dış ticaret açıkları verildi. 1930 sonrasında ise Türkiye devletçi politikalara geçiş yaptı ve ithal ikamesine dayalı, devletin KİT’ler aracılığıyla üretimin doğrudan içinde bulunduğu bir model uygulamaya başladı. 1950’ye kadar süren bu dönemde dış ticaret açığı kapandı ve dış ticaret fazlası veren bir konuma geçildi.

1950-1960 arasında ise yeniden serbest piyasaya dönüldü. Bu ekonomik modeli 1960-1970 arasında özel sektör ve ithal ikameci üretimin bir arada bulunduğu karma ekonomik model izledi. 1970-1980 arasında özel sektörün ağırlığı arttı ancak kamu üretimi de devam etti.

1980’in 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesinin ardından ise “ihracata dayalı ekonomik büyüme modeline” geçiş sağlandı.

Son 25 yıllık dönemde Türkiye tarihinin en kapitalist uygulamalarıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Bize fazla yaramadığı görülüyor. Evet, ihracatımız çok büyüdü fakat başta hammadde, makine, otomasyon ve knowhow’a dönük gereksinimler olmak üzere, ithalatımız bundan çok daha fazla büyüdü.

Dolayısıyla dış ticaret açığı vermeye devam ettik. Cari açığa ve yüksek faizli döviz borçlanmasına mecbur kaldık.

Bu böyle olmayabilirdi. 1980 yılında eşit seviyede bulunduğumuz İspanya ile Güney Kore ve 1980 yılında bizden mislilerce geride olan Çin’in nerelere yükseldiği ortada.

Çok yanlışlar yapıldı, çok büyük günahlar işlendi ve en önemlisi bu günahlar cezasız kaldı; dahası iktidara getirildi. Ve sonuç olarak, bir günah toplumuna dönüştük.

Bana öyle geliyor ki, daha beterini yaşamadan da çıkamayacağız bu gayya kuyusundan.

TÜSİAD, daha iki gün önce “Hem sanayici hem işveren hem de çalışan mutsuz!” dedi, biliyorsunuz. Enflasyonla mücadelenin maliyetlerinden, suistimal ve kayırmacılıktan, siyasi tutuklamalar artarken gerçek suçluların salıverildiğinden söz etti. “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmanın, şirket kurmaktan daha kolay” hale geldiğini söyledi.

Tüm bu çığlığın ardındaki temel neden ise, sanıyorum, ifade ettikleri şu sözde saklı: “İhracatçı kan ağlıyor, ithalatın cazibesi artıyor.”

Durum niçin böyle? Dolar baskılanıyor da ondan. Dışarıdan ithal etmek, bunu yurtiçinde üretmekten daha ucuza geliyor da ondan. Eskiden yerli malı haftası vardı, artık bütün bir yıl ithal malları senesine döndü de ondan.

Eller havaya... Getir yurtdışından sat millete. Kolay para!

Ya da yap köprüleri, yolları, havaalanlarını, hastaneleri; bırak torunlar  ödesin. Eller havaya…

Deliler ülkesine döndük vesselam.

Bunun adı ne ülke yönetimi ne de ekonomi yönetimidir. Bunun adı, çok başka bir şeydir.

Gerçekten ülkemizin ekonomi modeli ne? Bileniniz var mı?

Bakan Nebati döneminde, hani şu meşhur epistemolojik kopuşun yaşandığı ve ortodoks politikaların terk edildiği dönemde, kucaklarında buldukları durumu, sanki bir ekonomik modelmişçesine “Yeni Ekonomi Modeli (yani YEM)” olarak adlandırmışlardı. Sonra bunun adını TEM (yani Türkiye Ekonomik Modeli) yaptılar. İçinde bulunduğumuz yüzyılın adını da biliyorsunuz, Türkiye Yüzyılı koydular. Adlandırma yaparken maşallah, hiç ellerini sakınmıyorlar, en üst perdeden coşuyorlar. Ama bakıyorsunuz, içleri hep kofti. Daha o sene içerisinde bunun böyle olduğu çok net anlaşılabiliyor.

Geçen sene Emekliler Yılı’ydı, hallerini gördük. Bu sene Aile Yılı. Allah korusun diyelim…

Yeni Ekonomi Modeli’nde, Türk lirasının değer kaybetmesine bağlı olarak oluşan rekabetçi döviz kurları sayesinde cari işlemler fazlası oluşacağı, döviz bolluğu ve düşük faizlerle birlikte üretim, yatırım ve istihdamın artacağı ve nihayetinde enflasyonun düşeceğini öngörmüşlerdi.

Peki öyleyse niçin dövizi baskılıyorsunuz?

İlk söyledikleri “Faizi düşürelim, enflasyon düşsün,” anlayışıydı, enflasyon daha da azdı. Şimdi “Doları baskılayalım, enflasyon düşsün,” diyorlar, yine başaramayacaklar. Çünkü üretimi bitirdiler, çünkü insanların alım gücünü erittiler.

Azınlıktaki on milyon kişiyle koca ülkeyi döndürmeye, ekonomiyi ayakta tutmaya çalışıyorlar. Geride kalan bu yetmiş beş milyon ise_elbette sabır dilemeyeceğim, Allah akıl fikir versin diyorum.

İbrahim Güran Yumuşak diye bir adam var. Profesörmüş, hatta iktisat dekanıymış; işte bu adam Yeni Ekonomi Modeli’nin Türkiye Modeli olarak literatürde yerini alacağını, diğer ülkelere örnek teşkil edeceğini, böylece Türkiye’nin bölgesel/küresel ölçekte lider ülke konumunu pekiştireceğini söylemiş.

Yazıklar olsun! Başka bir şey söylemeyeceğim.

Aklı başına insanlar Türkiye’de herhangi bir ekonomik model uygulanmadığını, “Alla Turca İktisat” ya da “İdare-i Maslahat İktisadı” olarak adlandırılabilecek, bir günü diğerine uymayan ve günü kurtarmaya dönük yamalı bohçaya ya da “Pansuman Modeli”ne benzediğini söylüyorlar zaten.

10 Şubat 2025 Pazartesi

Konut Piyasası - Şubat 2025


      Eurostat’ın 2006 yılından beridir takibini yaptığı Türkiye’de ev sahipliği oranını gösteren aşağıdaki grafiğe dikkat ediniz. 2014 yılında %61.1 ile zirve yapmış bu oran. O tarihten bugüne aralıksız olarak geriliyor. Son durum, Türkiye’de her 100 kişiden 56.2’si ev sahibi durumunda.

Dolayısıyla kiracıların oranı artıyor. 2022 sonu itibarıyla lojman, düşük kira ve ücretsiz oturanlar hariç tutulduğunda, Türkiye’de kiracı oranı 2022 sonu itibarıyla %27.2’ye ulaşmış durumda.

Bu haliyle Türkiye, ev sahipliği oranı olarak dünyada son sıralarda bulunuyor. Eskinin Doğu Bloğu ülkeleri, yani geçmişin sosyalistleri bu alanda başı çekiyorlar.

Türk insanı için kiradan kurtulmak ve ev sahibi olmak önemli bir konu. Ancak son on yıldır bu anlamda başarısız olduğumuz anlaşılıyor.

Almanya için ise durum daha kötü. “Kira ödemek sorun değil ve Almanya’da ev sahibi olup olmamak bir tercih meselesi mi, yoksa daha derin bir problem mi var?” Bunu bilmiyorum. Fakat Almanya’nın grafiğinin hiç iç açıcı olmadığı kesin. Almanya’da ev sahipliği oranı 2011’deki %53.4’den 2024 yılında %47.3’e gerilemiş durumda.

Türkiye’deki ev sahipliği oranı da düşük ancak bu alanda Almanya’dan daha iyiyiz. Ne dersiniz? Yoksa Almanya Türkiye’yi bu nedenle mi kıskanıyor?

Konut ne zaman alınır, ne zaman satılır? Tıpkı diğer metalar gibi değerlendirip alış/satış zamanı kollanabilir mi? Şimdi bu konuda kararımızı kolaylaştırabilecek bir tablo ve grafik göstereceğim.

İlk tablomuzda ülkelere göre fiyat-kira oranını görüyoruz. Burada konut ve kira endeksleri karşılaştırılıyor.

Türkiye gördüğünüz gibi ikinci sırada. Yani konut endeksi, kira endeksine göre, Macaristan haricindeki diğer dünya ülkelerine göre daha yüksek.

2023 yılı başında ise çok daha yüksekti.

Türkiye’nin fiyat kira oranının değerlendirildiği bu grafik çok önemli! Türk ekonomisinin “faiz sebep enflasyon sonuç” politikası uygulanarak nasıl rayından çıkarıldığının, şaftının kaydığının reel, fiziki bir göstergesi durumunda.

2020 yılı başında 100 olan fiyat kira oranı 2023 yılı başında 318’e yükselmiş. 2024 üçüncü çeyreği itibarıyla ise 183 seviyesinde bulunuyoruz.

Son dönemdeki gerilemenin bir nedeni kira artış oranındaki %25 sınırının kaldırılması, bir diğer nedeni ise konut fiyatlarının zirve değerlerinden gerilemeye başlamış olması.

Merkez Bankası’nın Aralık 2024 tarihli Konut Fiyat Endeksi’nde bu durumu görmek mümkün. Hepsinde bir artış var ancak enflasyon çok daha yüksek olduğu için buradaki nispeten düşük artış oranları, reel kapsamda konut fiyatlarının düşmesi anlamına geliyor.

Harita üzerindeki siyah renkli bölgeler 2024 yılı içerisinde konut fiyatlarının en az arttığı kentleri, kırmızı renkli bölgeler ise en çok arttığı kentleri gösteriyor.

2024 yılı içerisinde İzmir ve İstanbul, bunun yanı sıra Aydın, Muğla, Antalya gibi kentlerde konut fiyat artış oranları düşük seyretti. Ankara’da biraz daha yüksekti. Türkiye ortalamasına baktığımızda ise yıllık değişimin %29.4 olduğunu görüyoruz.  TÜİK enflasyonunun bile yarısına yakın bir değer bu.

Türkiye Konut Endeksi reel olarak gerilese de nominal olarak artıyor elbette. 2019 yılının Aralık ayındaki 12.29 değerinden Aralık 2024 itibarıyla, yani yalnızca beş yıl içerisinde, 12.90 katlık bir artışla 158.5 değerine ulaşılmış durumda.

Oysa bu tarihte asgari ücret 9.51 kat, en düşük emekli maaşı ise 9.65 kat arttı. 2020-2025 yılbaşları arasında dolar fiyatı 5.94 kat, TÜİK’e göre enflasyon ise 6.10 kat artış gösterdi.

Artık ev almanın, toplumun büyük bir kesimi için, bir hayal olduğu görülüyor.

ENAG enflasyonu ise aynı dönem için 24.74 kat çıkıyor. İstanbul Planlama Ajansı, yani IPA ise bu dönemin enflasyon toplamını 11.59 kat olarak belirlemiş durumda.

TÜİK enflasyonu düşük açıklarken ENAG da yüksek açıklıyor gibi sanki. Bilmiyorum IPA’ya güvenmek belki de en doğrusu olabilir.

Şu son dönemde yapılan kimi bilinçli kimi bilinçsiz yanlışların içerisinde en kötüsü belki de, kavramların, kurumların ve sistemlerin iğdiş edilmesi.


UYARI

UYARI