Türkiye'nin ikizi olduğu sıklıkla dile getirilen Arjantin’in para birimi Ağustos
2022-Ağustos 2023 arası dönemde %267 oranında değer kaybetmiş, Aralık
2023 tarihinde de %124’lük keskin bir devalüasyon gerçekleştirilmişti. Devalüasyonun yapıldığı tarih aşağıdaki grafikte 1
no’lu dikdörtgen bölüm içerisine görülüyor. Arjantin pesosu o günden bu yana değer kaybetmeye devam etmektedir ancak artık daha makul kayıplar söz konusudur. Bu grafikte 2
no’lu küçük kutudaki gelişmeye dikkat ediniz. Kırmızı renkli Gerçek Değer Eğrisi başını eğerek yataya doğru alçalmaya başlamış durumda. Yani belki de
önümüzdeki aylarda, Arjantin ekonomisinin nihayet toparlanmaya başladığını
görmemiz mümkün olabilir.
Günümüzde
Arjantin enflasyonu %200’lerden %53’e gerilemiş durumda. Büyüme rakamları ise (–%1) değerini gösteriyor. Bir yıl üç ay önceki devalüasyonun, Arjantin
enflasyonunu hızlandırma değil yavaşlatma yönünde etki yaptığını izliyoruz. Eğer gerekli önlemler alınırsa Türkiye’de
de benzeri bir gerçekleşme yaşanabilir.
Arjantin ekonomisinin seyrini, büyüme
rakamlarına da dikkat ederek sonraki aylarda takip etmeyi sürdüreceğiz.
Aşağıda Türkiye'nin resmi TÜİK kurumu tarafından açıklanan veriler doğrultusunda hazırlanmış Gerçek Dolar Değeri Grafiği bulunmaktadır.. Kırmızı renkli Gerçek Değer Eğrisinin hala
nasıl bodoslama yükselmeye devam ettiğini görüyorsunuz.
Bir aşağıdaki ENAG grafiğindeki durum
ise daha fena. Yani son dönemde uygulanan ekonomik politika, ite kaka enflasyonu belki biraz
düşürmüş olabilir ancak Türkiye'de insanların alım gücü kayıplarının zirve yaptığı bu politikalar nedeniyle çekilen tüm sıkıntılara karşın, hala gerçek bir
başarıya ulaşıldığı söylenemez… Ve çok da uzak olmayan bir sürenin sonunda, bu
grafikte bir sıkıntı sıçramasının görülme olasılığı çok yüksek gibi duruyor.
Devalüasyon
sonrasında, (yani “the day after devaluation”) her mal, hizmet ve yatırım aracı
aynı tepkiyi vermeyecektir. Kimilerinde şiddetli kimilerinde hafif bir etki
görülecektir. Bu iddianın temel dayanağı, enflasyon karşısında her mal, hizmet
ve yatırım aracının aynı tepkiyi vermemesi gerçeğine dayanmaktadır.
İmalat
sanayi, otomotiv, elektronik, telekomünikasyon gibi ithalat yoğun sektörlerin
ürün fiyatları devalüasyondan büyük oranda etkilenecek, doğalgaz ve petrol gibi
ürünler ise neredeyse devalüasyon oranını bire bir yansıtacak şekilde
pahalılaşacaktır.
Diğer
yandan girdisi ağırlıklı olarak yerli üretime dayanan ürünlerde ve hizmet
sektöründe ise devalüasyonun etkisi daha sınırlı kalacaktır. Örneğin turizmde
fiyatlar, döviz cinsinden gerileyecektir. Çünkü bu segmentte enflasyonun
etkisi, döviz fiyatlarının yükselmesine göre çok daha belirleyici olmaktadır.
Devalüasyon
elbette Türkiye’de ilk anda enflasyonu artıracak bir unsurdur. Ancak bu etkinin
ne oranda ağır ya da hafif yaşanacağının göstereni, alınacak parasal ve mali
politikalarla yakından ilişkilidir. Eğer yozlaşma yönünde değil uyarılma
yönünde bir devalüasyon gerçekleştirilirse, devalüasyon tarihinden sonraki
birkaç ay içerisinde enflasyonun kontrol altına alınması mümkün olabilir.
Dolayısıyla
devalüasyona hazırlık aşamasındaki ve devalüasyon sonrasındaki politikaların
dürüst, işinin ehli, yurtsever, namuslu, dirayetli, halktan, bilimden ve
akıldan yana insanlar tarafından idare edilmesi son derece önemlidir. Eğer eski
tas eski hamam devam edilirse, ne yapılsa işe yaramayacaktır.
Dolayısıyla devalüasyon en uygun zamanı kestirilip planlanarak ve bu tarihten sonraki döneme hazırlanarak gerçekleştirilmelidir; yani devalüasyonun uyarılma yönünde etki göstereceğinden
emin olunmalıdır.
Peki, bir devalüasyona hangi tür yatırım aracı nasıl tepki verir; buna da bakılması gerekiyor.
Kiralar
enflasyon paralelinde arttırıldığı için devalüasyondan birebir
etkilenmez. Yine konut ve arsa fiyatları da –aşağıdaki tablodan da görülebileceği üzere- konut fiyat
endeksinin enflasyon oranında ve hatta
enflasyondan çok daha yüksek artması nedeniyle devalüasyon oranında artış göstermezler.
Devalüasyonun olumlu ya da olumsuz gerçek sonuçlarını alabilmek için üç-beş ay sonrasını, hatta bir senelik süreci
değerlendirmek gerekir. Konut fiyatları bu zaman içerisinde dengelenecek ve
gerçek değerlerini bulacaktır.
Değerli
metaller, Bitcoin gibi akçalar ve dövize endeksli fonlar, elbette Türk Lirası
cinsinden, devalüasyon oranında değer kazanırlar.
Faizlerin
ilk anda yükselmesi doğaldır ancak devalüasyonun uyarılma yönünde başarılı sonuçlar
göstermesi durumunda, faizler üç ay içerisinde, devalüasyon öncesindeki duruma
göre bile çok daha fazla gerileyecektir.
Yatırım
aracı olarak devalüasyondan en büyük hasarı, hisse senetleri ve Türk Lirası
cinsinden fonlar alacaktır çünkü bu alanlarda nominal gerilemeler yaşanmasa
bile, reel anlamda kayıplar söz konusu olacaktır. Fakat ekonomi düzeldikçe,
yani devalüasyonun uyarıcı etkisi olumlu sonuç gösterdikçe, borsalar kısa
sürede toparlanacak ve bırakın devalüasyon öncesi dönemi, birkaç sene
içerisinde daha önceki zirvelerini bile zorlayacak seviyelere yükselecektir.
Dolayısıyla
devalüasyon sonrası dönemde, zamanını kollayarak hisse senedi yatırımı yapmak en iyi seçenek olacaktır.
“Türk’ü
Nasıl Fakirleştirirsiniz?” başlıklı yayınımda para ve maliye politikaları
alanında yapılan yanlışlıkları saymış; ardından şunu yazmıştım: “Hükümet sizi
öncelemiyor ki! Açık ya da saklı başka planları, başka öncelikleri var. Politik
önceliklerinin, ideolojik kaygılarının, yani siyasi tercihlerinin en dibinde
yer alıyorsunuz. Alım gücünüz gerilemeyecek de ne olacak? Büyük düşünmekten –gerçi
onu da beceremiyorlar- siz yurttaşları düşünmeye ne fırsat ne vakit ne de
kaynak bulabiliyorlar.” Bunun ardından “Alım gücü kaybının ve enflasyonun nedeninin iktidarın
siyasi tercihlerinin sonucu olduğunu vurgulamıştım.
İşte,
içinde bulunduğumuz günlerde bunun nihai aşamalarını yaşamaya başladık. Niçin nihai
diyorum? Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Ve bu tarihten sonra
durumu düzeltmek adına ne tür önlemler alınırsa alınsın, hangi tür tornistan
adımlar atılırsa atılsın “yapılmış kötülüğün” ve “kasıtlı hataların” telafisi
olmayacak.
Durum
zaten çok iyi gitmiyordu. Mehmet Şimşek politikalarıyla varılabilecek “en iyi”
zaten geride kalmaya başlamıştı. Reel kesimin döviz açığı son beş yılın
zirvesine çıkmış, 148 milyar doları bulmuştu. Mart ayı başından tutuklamalara
varıncaya dek geçen süre içerisinde döviz mevduatları yeniden yükseliş
eğilimine girmiş, iki hafta içerisinde 3,2 milyar dolarlık artış yaşanmıştı.
Tutuklamalar
sonrasında ise “kötülük yaparak boyundan büyük işlere soyunmanın” beklenebilecek
sonuçları tüm ağırlığıyla gündeme oturdu.
İlk anda
10 milyar dolarlık carry-trade bozdurulup yurtdışına çıkarıldı. CDS’ler altmış
puanlık artışla 320’nin üzerine çıktı. Hafta sonuna kadar üç gün içerisinde MB
rezerv satışı 25 milyar doları buldu ve bin bir zorlukla, milletin alım gücündeki
zayıflama bahasına, son iki yıl içerisinde biriktirilen swap hariç net rezerv
toplamının %38’i satılmış oldu.
Para
Politikası Kurulu olağanüstü toplanarak gecelik vadede borç verme faiz oranını
3,5 puanlık artışla %46’ya yükseltti. Londra’da TL gecelik faizi iki yılın
zirvesini görerek %136 seviyesine yükseldi. Merkez Bankası vadeli döviz
satışına başladı.
Borsa
çakıldı ve Mart ayının ilk günlerinde başlayan tüm yükselişin bir anda sıfırlanması
yetmezmiş gibi bir sene önceki seviyelere dönülerek BIST-100 Endeksi’nde 9,000
rakamının altı görüldü. Bu millet geçmişten günümüze yapılan tüm sıfırlamaları
affetmeye devam ettiği sürece de, benzeri sorunlarla tekrar tekrar yüzleşmeye
devam edeceğiz, ne yazık ki!
Dolayısıyla
böyle bir ortamda –yatırım tavsiyesi anlamına gelmemekle birlikte ve özellikle
alım ve satım anlamında panik hareketlerden sakınmanız gerektiği uyarısını
yaparak- geleceğe dönük olarak benim şahsi düşüncem, artık döviz varlıklarında
her gerilemenin alım ve Türk varlıklarında ise her yükselişin satış fırsatı
olarak değerlendirilebileceği şeklindedir. Ayrıca sanal varlıkların en azından
bir kısmının fizikiye çevrilmesi, gelecek günlerdeki olası birikim kayıplarının
ve geçim sıkıntısı risklerinin telafisi açısından gerekli bir önlem gibi
duruyor.
Şimdi,
dünya ülkelerinin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması’nı yaparak Türkiye’nin yerini
görecek ve Türk ekonomisinin nasıl olup da, dünyanın en kötü ikinci ekonomisi
olduğunu grafik ve tablolarımız üzerinden inceleyerek anlayacağız.
Türk
Lirası’nın niçin devalüe edilmesi gerektiği tezini destekleyen nitelikte özgün
ve güzel bir çalışmadır. Sonuna kadar takip ederseniz, tüm durumu
olanca açıklığıyla kavrayacağınıza inanıyorum.
Grafik ve
tabloların oluşturulmasında, içinde Türkiye’nin de bulunduğu 70 ülke değerlendirilmeye
alındı ancak Türkiye’de farklı kurumlar farklı enflasyon verileri açıkladığı
için bu sayıyı tablolar üzerinde 74 olarak göreceksiniz. Yalnızca Türkiye yazan
satır, dört kurumun açıkladığı aylık enflasyon verilerinin ortalamasıyla
oluşturuldu.
İlk
tablomuz Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması’nı gösteriyor. Birinci sırada
Çin, son sırada İran yer alıyor. Burada pozitif oranlar, ülke ulusal
paralarının dolar karşısında ne kadar değersiz olduğunu, negatif oranlar ise
ülke ulusal paralarının dolar karşısında ne kadar değerli yani pahalı olduğunu
ifade ediyor.
Çin’in
değeri %156. Grafiğine bakınız.
Çin Yuanı’nın mavi renkli piyasa değeri, Çin
Yuanı’nın kırmızı renkli gerçek değerinin %156 üzerinde bulunuyor. Çin
parasının değerini piyasada belirlenecek şekilde serbest bırakacak olsa, son
kırk yıllık üstün ekonomik performansı nedeniyle Çin Yuan’ının değer kazanması,
yani mavi renkli piyasa değerinin kırmızı renkli gerçek değer eğrisine
yakınlaşması beklenirdi. Oysa ABD’ni kızdırma ve bir ticaret savaşını körükleme
bahasına Çin bunu yapmıyor ve uluslararası rekabet avantajını pekiştirebilmek
amacıyla ulusal parasının değerini düşük tutmaya devam ediyor.
Diğer
yandan listemizin son sırasındaki İran ise parasının değerini -%391 oranında
aşırı değerli tutmayı tercih ediyor. Ambargoyu delerek piyasa fiyatının çok
altında petrol satışını mümkün kılan bir politika olabilir bu. Ancak
grafiğinden görüyorsunuz, geçmişte iki kere devalüasyona mecbur kalmışlar,
yakın gelecekte de 10 kata varacak oranda bir devalüasyona daha mecbur
kalacaklardır.
İran para
rejimi çok karışık. Resmi para birimleri Riyal ancak halk günlük alışverişini yaparken
bundan bir sıfır atarak ifade ettikleri Tümen birimini kullanıyor.
İran
Merkez Bankası Riyal’den beş sıfır atacağını açıkladı ancak henüz yürürlüğe
girmiş değil. Bunu yaptıklarında herhalde önceden bir devalüasyon
gerçekleştireceklerdir, bu nedenle gecikmiş olabilir.
Ayrıca
İran’da resmi kur, serbest piyasa kuru, NIMA ve SANA sistemleri gibi farklı
döviz kurları var. Mart 2025 itibarıyla 1 dolar karşılığı olarak resmi kur
42,000 riyal; NIMA kuru 670,000; SANA kuru 700,000; serbest piyasa kurunun ise
yakın zamanda 980,000’e ulaştığı ifade ediliyor.
Yani
ulusal para biriminin bastırılarak zoraki değerli tutulması stratejisi, rekabet
güçlükleri yaratmasının yanı sıra, İran’ın karşılaştığı türden bir enflasyon
sarmalını da tetiklemiş oluyor.
Listemizin
73. sırasında, açıkladığı enflasyon verileri itibarıyla ENAG-Türkiye bulunuyor.
Yani ENAG’a göre Türkiye, İran dışında parasının değerini en yüksek tutan, yani
doların en ucuz olduğu dünya ülkesi durumunda. Kırmızı renkli gerçek değer
eğrisinin mavi renkli piyasa değeri eğrisinin %118 üzerinde bulunduğunu
görüyorsunuz.
IPA
verileri ve Türkiye ortalaması olarak bakıldığında -%7’lik ve -%9’luk değerler
görüyoruz. Bunlar gerçek değere oldukça yakın oranlar ancak diğer dünya
ülkelerinin kur uygulamalarına bakıldığında, yine Türkiye’yi listenin son
sıralarına atan ve dolar karşısında Türk Lirası’nın -geçen hafta gerçekleşen şu
son artışa karşın- hala ne kadar değerli olduğunu gösteren bir tablo sunuyor
bize.
ITO ise
43. ve hele ki TÜİK ise 21. sırada; elbette eğer inanırsanız.
Yukarıdaki tabloda yer alan Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri sıralaması, geçmişten günümüze
olan resmi veriyordu. Aşağıdaki tablo ise son bir senelik durumu yansıtıyor.
Son birkaç
senedir Çin ekonomisinin yavaşladığı söylenebilir. Belki de bunun nedeni senelik
gerçek dolar değerindeki değişim hızının %0.06’ya gerilemesi ve Çin’in bu
alanda 16.lığa düşmesi olabilir.
Türkiye
burada görüyorsunuz, Arjantin ve Nijerya ile birlikte son sıraları paylaşıyor.
Bu tablo, dünya ülke ekonomilerinin gelişme ve gerileme anlamındaki gerçek
göstergesi durumunda. Bir ülke ekonomisinin, yurttaşlarına en çok faydayı
sağlayacak şekilde gelişebilmesi için tablonun üst sıralarına tırmanması ve
gerçek değer değişim hızını pozitife taşıması gerekiyor.
Bu sefer
Türkiye ortalamasının grafiğine bakalım. Kırmızı renkli gerçek dolar değeri
eğrisinin boynunu hiç eğmeden, ne kadar diklemesine tırmandığını görüyorsunuz.
Yurttaşlarının geçimine ve birikimine en az katkıyı sağlayan başarısız bir
ekonominin grafiği bu.
Tablomuza
geri dönelim. İlk iki sıradaki ülkeyi görüyor musunuz? Bunlar komşularımız
Gürcistan ve Ermenistan. Eskinin komünist doğu bloğu ülkeleri bizi çoktan
geçtiler. Şimdi sıra belki de bu iki ülkeye gelmiş olabilir; ne dersiniz?
Otuz yıl
önce Romanya’ya gitmiştim. İnsanların aylık maaşları bir karton sigaraya
eşitti.
Yirmi sene
kadar önce, ikiz çocuklarımız nedeniyle iki yıl süreyle Gürcistan’dan hanımlar
çocuk bakımı için evimizde kalıp bize destek oldular.
Romanya’da
insanların alım gücü bizi geçti. Ve belki de yakında bizim kadınlarımız Gürcistan
ve Ermenistan’a giderek çocuk bakmak durumunda kalacaklar.
Nerden
nereye? Kimin kabahati bu? Kabahat bir masumiyet ifadesi veriyor. Oysa ortada
büyük bir suç olduğu kesin. Ve hayır, yalnızca siyasetçiler değil, bu millet de
bu suçun ortağı durumunda. Beyinlerini kullanmadıkları için, iradeleriyle değil
ilkel duygularıyla hareket ettikleri için suçlular.
Günümüzde
de bu ortaklaşa işlenmiş suçun sonuçlarını yaşıyoruz.
Bakın
Ermenistan grafiğine. 2014 tarihindeki devalüasyondan günümüze doların piyasa
değerini gerçek değerin üzerinde tutuyorlar. Son beş yıllık dönemde ise gerçek
değerin aşağıya olan ivmesi hızlanmış durumda.
Elbette
ekonomik başarıyı yakalamak yalnızca doların değerini arttırmakla sağlanabilecek
bir şey değil. Bunun yanı sıra en uygun kalkınma stratejisini belirleyerek kararlılıkla
uygulamak, gerekli altyapı yatırımlarını tamamlamak, siyasi ve ekonomik
ilişkiler geliştirmek, uygun mali ve parasal önlemler almak gibi tedbirler de
gerekiyor.
Gürcistan’ın
devalüasyon uygulaması da yaklaşık olarak Ermenistan’la aynı tarihlere,
2013-2014 yıllarına denk geliyor. Doların piyasa değerini gerçek değerin
oldukça yukarısına tırmandırmışlar. Pandemiye kadar olan sonrasındaki 6-7
yıllık dönemde çok büyük bir başarı yakalayamamışlar aslında. Son dört yıllık
dönemde ise kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin ne kadar yüksek bir ivmeyle
aşağıya eğrildiğini görüyorsunuz.
Gürcistan
ve Ermenistan’ın bu başarısını, ülkelerin son yedi yıllık toplam büyüme rakamlarında
da görüyoruz. Son yedi yıl içerisinde Gürcistan %49, Ermenistan ise %44 büyümüş
durumda.
İlk on
sırada ise Çin, Hindistan, Vietnam, Bangladeş gibi Güney Doğu Asya ülkelerinin
yanı sıra Etiyopya, Ruanda, Tanzanya, Uganda gibi Orta Doğu Afrika ülkeleri yer
alıyor. Son yıllarda Afrika’nın çehresi hızla değişmeye başlamış durumda.
İkinci
sıradaki Ruanda’nın grafiğine bakınız. Henüz kırmızı renkli gerçek değer eğrisi
başını eğmemiş durumda. Bu durum henüz halkının toplu refahını arttıracak yönde
büyük bir başarı yakalanamadığını gösteriyor. Fakat doların piyasa değeri
gerçek değerinin %126 üzerinde bulunuyor.
Üçüncü
sıradaki Bangladeş’in grafiğinde ise, son bir buçuk yıldır doların piyasa
değeri tırmanışını sürdürürken gerçek değer eğrisinin nihayet başını eğdiğini
görüyoruz. Gerçek değer eğrisi pozisyonunu koruyacak olursa, piyasa değerindeki
artış eğilimi de duracak ve ülke ekonomisinde halkın yararına çok daha olumlu
gelişmeler yakalanabilecektir.
Bangladeş
dünyanın en fakir ancak en hızlı gelişmekte olan ülkelerinden birisi durumunda.
Vietnam
grafiğine bakınız. Son on beş yıldır doların piyasa değeri yükselmeyi
sürdürüyor ancak doların gerçek değeri artık başını aşağıya eğmiş durumda ve
aralarındaki fark büyüyor. Bu fark günümüzde %97.5 seviyesinde.
Ulusal
parayı değersizleştirmenin ekonomik başarının yakalanmasında ve yurttaşlarının
refahının arttırılmasında bir tesadüf olmadığını görüyorsunuz, değil mi?
Uganda’ya
bakınız. Burada da benzeri bir resim var. Çok küçük değerlerle olsa da doların
piyasa değeri artmayı sürdürüyor ancak doların gerçek değeri son on yıldır
gerileme içerisinde. Yani Uganda’nın ekonomisi ABD’nin ekonomik performansından
son on yıldır daha iyi durumda.
Ülkelerin
son yedi yıllık toplam büyüme oranlarında Türkiye ise 14. sırada bulunuyor. Son
yedi yılda %35 büyümüşüz. Buna inanıyor musunuz?
Ya
yandaşlar, beşliler falan böyle büyüdü herhalde ya da enflasyon rakamlarını
doğru açıklamadığı aleni olan TÜİK, belki büyüme rakamları ile de oynuyor
olabilir. Yoksa biz yurttaşların bu son yedi yılda %35 büyüdüğü değil en az bu
oranda küçüldüğü son derece net.
Son bir
yıllık büyüme oranı olarak ise Türkiye %2.45 ile 47. sırada bulunuyor.
Arjantin, Jamaika, Yeni Zelanda küçülmüş durumdalar. Avrupa ve İngiltere’nin
büyüme oranları %1’in altında.
Çek
Cumhuriyeti’nin büyüme oranı %1.45. Son yedi yıllık büyüme oranı da yine
düşüktü, %8.90’dı ve 62. sıradaydı. Bu durumu, gerçek dolar eğrisinin son yedi
yıldır süregelen yukarı eğiminden de anlıyoruz. Ve son dönemde bu iki eğri
arasındaki açıklık -%50’yi bulmuş durumda.
Çekya’nın
ihracat rakamı ithalat rakamının üzerinde aslında ancak verdiği cari açığın
milli gelire oranı %5’i aşmış durumda. Avrupa Birliği üyesi olmasının
avantajıyla ve elbette bir hukuk ülkesi olmayı başarması sayesinde mevcut
açığını doğrudan yabancı sermaye girişleriyle finanse ediyor.
Suudi
Arabistan ve Bahreyn’in büyüme rakamları da çok yüksek sayılmaz ancak son kırk
yıldır süren son derece istikrarlı bir ekonomileri bulunuyor. İlk grafik Suudi
Arabistan’ındı. Şimdiki grafik Bahreyn’in. Paralarının değerinin ABD Doları’na
nasıl sabitlendiğini görüyorsunuz. Kırmızı renkli gerçek dolar değerleri ise
geriliyor. Yani ABD’nden daha başarılı bir ekonomileri var.
Son bir
yıllık sürede en yüksek hızda büyüyen ülkeler arasında, tıpkı son yedi yıllık dönemde
olduğu gibi, yine Ruanda, Etiyopya, Gürcistan, Vietnam, Uganda gibi ülkeler
bulunuyor.
Kamboçya
yedinci sırada. Bu ülke de parasının değerini ABD dolarına sabitlemiş durumda.
Kırmızı renkli gerçek dolar değeri ise yüksek ivmeli gerilemesini, dolayısıyla
Kamboçya ekonomisi istikrarlı büyümesini ve halkının refahını artırmayı
sürdürüyor.
Hindistan
yüksek oranlı büyüme oranları sağlayan bir ülke. Hatta zaman zaman ikinci Çin
olma yolunda ilerlediği söyleniyor. Ancak grafiğine baktığımızda durumun pek de
böyle olmadığını görüyoruz. Hindistan rekabet avantajı sağlamak için parasının
piyasa değerini düşürmeyi sürdürüyor. Ancak kırmızı renkli gerçek dolar eğrisi
de yaklaşık aynı oranlarda yükseliyor. Yani henüz gerçek ve halka yansıyan bir
ekonomik başarıdan söz edilemez. Fakat bu durum birkaç yıl içerisinde
değişebilir. Bunun işaretleri de izlenmiyor değil.
Filipinler
ekonomisi ise çok daha başarılı. Son on yıldır doların piyasa ve gerçek değeri,
birbirlerine zıt yönlerde ivmelenmiş durumdalar. Bu grafik bize, doların piyasa
değerindeki yükselişin, illa ki enflasyonda bir artışa yol açmadığının kesin
bir delili niteliğinde.
Şimdiki
tablomuzda ülkelerin son yedi yıllık toplam enflasyon oranlarını görüyoruz.
Arjantin
%6679’luk oran ile son sırada. Onu Türkiye ve İran izliyor. ENAG verilerine
göre son yedi yılın toplam enflasyon oranı %2624. Türkiye ortalaması ise %1187.
Yani Türkiye’de son yedi yıl içerisinde hayat, yedi ila yirmi yedi kat arasında
bir oranda pahalılaşmış durumda.
Şimdiki
tabloda son bir yıllık enflasyon oranları yer alıyor. Türkiye ve Arjantin yine
son sıradalar. Onları Nijerya ve İran gibi ülkeler izliyor. Savaş halindeki
Ukrayna’da %14’lük, Rusya’da ise %10’luk enflasyon var. Gürcistan’ın enflasyonu
%2.83 ve Ermenistan’ın enflasyonu %2.91. İsrail’inkisi %3.24.
Çin’in ve
Endonezya’nın enflasyonu ise eksi değerlerde bulunuyor. Endonezya’da geçim son
bir yıl içerisinde %0.42 oranında ucuzlamış durumda.
Bunun
nedenini Gerçek Dolar Değeri grafiklerinde görüyoruz. Son on beş yıldır, önceki
on beş yıla nazaran Endonezya parasının piyasa değeri yükseliyor ancak bu durum
enflasyonda bir artışa yol açmadığı gibi kırmızı renkli gerçek dolar eğrisini
de geriletiyor. Bu sayede Endonezya üretim mallarının pazarlanmasında rekabet
avantajı sağlıyor ve bu durum dönüp dolaşıp ekonomisini güçlendirirken halkının
refahını da artırıyor.
Aşağıdaki
tablo, ülkelerin son yedi yıllık ekonomik performans değerlerini veriyor. Rakam
ne kadar düşükse, bu durum o ülkenin o kadar başarılı olduğu anlamına geliyor.
Çin 3.75 puan ile birinci sırada. Onu Güney Doğu Asya ülkeleri ile Orta Doğu
Afrika ülkeleri izliyor. Ermenistan, İsrail, Endonezya, Güney Kore ve Gürcistan
ilk on beş içerisindeki diğer ülkeler. Türkiye hormonlu büyüme rakamları ve
törpülenmiş enflasyon rakamları ile 63. sırada.
Azerbaycan
58. sırada bulunuyor. 2014, 2015 ve 2016 yılındaki güçlü devalüasyonlar sonrasında,
paralarının değerini son on yıldır ABD dolarına sabitlemiş durumdalar. Ancak
diğer önlemleri gereğince sağlayamamış olacaklar ki, Gerçek Dolar Değeri
yükselişini sürdürüyor. Dahası, son iki yıl içerisinde bu ivme artmış durumda.
Bu yıl içerisinde belki de piyasa değeri gerçek değerin altında inecek ve bu
gelişme Azerbaycan parasının yeni bir devalüasyon ile karşılaşmasının önünü
açacak.
Şimdiki
tablomuzda ülkelerin son bir yıldaki ekonomik performans değerlerini görüyoruz.
Bu listede Çin ikinciliğe düşerken, Endonezya birinciliğe yükselmiş durumda.
Son sırada Arjantin var. Ondan bir üst sırada da Türkiye. Yani yayın
başlığımıza geri dönecek olursak, Türkiye dünyanın en kötü ikinci ekonomisi
durumunda.
Bu son
tablomuzda ise para birimini değersizleştirmenin ülkelerin ekonomik performansları
üzerindeki etkisini izliyoruz.
Ülkelerin
solunda ekonomik performans listesinde kaçıncı sırada bulundukları ve sağında
ise Gerçek Dolar Değeri sıralamaları yer alıyor. Renklendirilmiş ülkeler
dışında, bu iki liste birbirleriyle uyum içerisinde.
Renklendirilmiş
ülkelerin uyumlarındaki bozulmanın nedenleri ise şunlar:
Çoğunluktaki
sarı renk ile işaretlenenler, büyük olasılıkla enflasyonu düşük büyüme rakamlarını
yüksek açıkladığı düşünülebilecek ülkeler.
Mor renk
ile işaretlenmiş Danimarka ve İsviçre ise güçlü ve konvertibilite değeri yüksek
para birimine sahip olan ülkeler.
Yeşil renk
ile işaretlenmiş İsrail ve Ermenistan’ın yardım ve yatırım anlamında yüksek
oranlı dış destek aldıkları söylenebilir.
Açık mavi
renkli Bolivya ve Guatemala ise paralarının değerini ABD dolarına sabitlemiş
olan ülkeler.
Danimarka
grafiğine bakınız. Paralarının piyasa değeri yükselmeye başladığından bu yana
gerçek dolar eğrileri de gerilemeye başlamış durumda. Daha öncesinde ise
ekonomileri bu kadar başarılı değildi.
Kenya
grafiği ile bitiriyoruz. Paralarının konvertibilite gücü düşük olduğundan ve
piyasa değeri gerçek değerin altında bulunduğundan dolayı çok başarılı bir
performans sergilemiyorlardı. Son beş yıldır ise paralarının piyasa değerindeki
güçlü tırmanış nedeniyle kırmızı renkli gerçek dolar değeri eğrileri nihayet
gerilemeye başlamış durumda.