8 Nisan 2025 Salı

Devalüasyon Nedir? Türk Ekonomisinin Niçin Uyarıcı Enflasyona İhtiyacı Var?

“Devalüasyon nedir?” sorusuyla başlayalım çünkü bazen kavramsal farklılıklar söz konusu olabiliyor. Devalüasyon, enflasyon paralelinde, onun biraz aşağısında ya da biraz üzerinde kalacak şekilde, piyasa hareketleri doğrultusunda ya da kontrollü bir şekilde dövizin adım adım değer kazanması sürecini anlatmaz. Asıl olarak devalüasyon, dövizin bir ya da birkaç gün içerisinde, kısa sürede anormal yüksek oranlı artışı anlamına gelir.

Her iki durumda da ulusal paranın değer kaybı söz konusudur ancak devalüasyon, bir kopuşu, bir halden bir başka hale geçişi ya da atom örneği verecek olursak, bir elektronun sahip olduğu enerji seviyesindeki değişiklik gibi bir anlamına gelir. Bu değişiklik, atomun yapısına ya da ekonomik yapıya bağlı olarak ya bir uyarılmaya ya da yozlaşmaya işaret eder.

Yani her devalüasyon aynı nedenle gerçekleşmez ve aynı sonucu vermez.

Şu grafiğe bakın… Burada Türk Lirası değer kaybediyor mu? Evet, kaybediyor. Fakat sözünü ettiğim devalüasyon bu grafikte mevcut değil.

Şimdiki grafikte P harfi ile gösterilen bölümde ise bir devalüasyon söz konusu. İlerleyen satırlarda, Türkiye’de yine böylesi bir devalüasyon olasılığı ve gerekliliği hakkında tartışıyor olacağız.



Zamanını bilmemekle birlikte ben Türkiye’de bir devalüasyon olacağını, dahası olması gerektiğini söylüyorum. Aşağıda bu devalüasyonun olası büyüklüğünü değerlendireceğim. Bir önceki bölümde ise devalüasyon sonrasında neler yaşanabileceğini bulabilirsiniz.

Kabul etsek de etmesek de dünya artık küresel bir köy halini aldı. Bir ülkenin yalnızca kendi üretimiyle ayakta kalabilmesi mümkün değil. Ya Kuzey Kore gibi olacaksınız (Ki bu ülke, Çin ve Rusya’dan aldığı desteğe rağmen bu durumda) ya da dış ticarete dönük faaliyetlerde bulunacaksınız. Yani dışarıdan mal alıyorsanız, mal da satmak durumundasınız. (Trump da bu özgüvenle –ya da bu ukalalıkla diyelim- Ukrayna’ya “Sana silah veriyorum, sen de bana madenlerini ver,” diyor biliyorsunuz. Bu işler öteden beri kamuoyundan gizli saklı zaten yapılan işlerdi. Trump’ın farkı, kartlarını açık oynayıp, bu işi alenen yapması.)

Dış ticaret, küresel köy dediğimiz dünya düzeninde uygarlaşmanın, zenginleşmenin, saygın bir ulus olmanın, hatta ayakta kalmanın en önemli bileşeni durumunda. Peki bu dış ticareti nasıl yapacaksınız? Takas yöntemiyle yapamayacağınıza göre, ticari partnerinizin kabul edeceği ortak ve güçlü bir değişim aracı kullanacaksınız. Bu değişim aracı, altın, petrol, gümüş, pırlanta, dolar, euro, yen, yuan, Bitcoin ya da Türk Lirası olabilir. Yeter ki, sağlam, rezerv değeri bulunan ve kabul edilebilir bir değişim aracı olsun.

Eğer sizin ulusal para biriminiz rezerv değerine sahip değil ve değişim aracı olarak onay görmüyorsa; ticareti kolaylaştıran bu akışkanın adının altın, petrol, dolar ya da euro olmasının sizin açınızdan büyük bir farkı bulunmaz. Her durumda, küresel ticaret dişlilerinin dönmesini sağlayan akışkan olarak düşünebileceğimiz para birimini ya da birimlerini kazanmak zorunda olursunuz. Yani ihracatınızı ithalatınıza denk tutmak ya da daha geniş kapsamıyla cari dengenizin fazla vermesini sağlamak durumundasınız.

Bunu nasıl yapacaksınız? Ülke olarak bazı sektörlerde öncü ve lider konuma gelerek, diğer sektörlerde de rekabet avantajı sağlayarak.

Türkiye’nin öncü ve lider olduğu sektörler var mı? Birkaç tane vardır herhalde. Fındık konusu geliyor aklıma. Dünyanın en büyük ihracatçısı durumundayız fakat fiyatını, bildiğim kadarıyla, dışarıdan belirliyorlar.

Peki, rekabet avantajına sahip miyiz? Değişen taleplere göre üretiminizi hızla dönüştürmek, güçlü özkaynaklara sahip olmak, üretim maliyetlerini düşürmek gibi pek çok ayağı var bu işin.

Toparlarsak, güçlü bir dış ticaret ülkesi olabilmek için planlı, programlı, emek ve sabır isteyen, uzun vadeli ulusal bir kalkınma stratejisi oluşturulmalıdır. İktidara kim gelirse gelsin, adımların ortaklaşa belirlenip, değiştirilmeden kararlılıkla uygulanması gerekir.

Bu işi en iyi Çin yapıyor. Kalkınma stratejileri kapsamında gerekli altyapı yatırımlarını tamamlıyor, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştiriyor, uygun mali ve parasal önlemler alıyor ve tüm bunların yanı sıra, bir yandan da, rekabet avantajını pekiştirebilmek için ulusal parasının değerini düşürüyor.

Bizim bir kalkınma stratejimiz var mı? Emin değilim, doğrusu. Fakat böyle bir stratejimiz varsa bile kararlılıkla ve değiştirilmeden uygulanmadığına eminim. Hangi konuda tutarlıyız ki, böylesi uzun soluklu bir süreci gereğince idame ettirebilelim.

Çin Yuan’ının Gerçek Türk Lirası grafiğine bakınız. Mavi eğri piyasa değerini, kırmızı kalın eğri gerçek değeri gösteriyor. Piyasa değerinin gerçek değerin altında bulunması, Türk Lirası’nın aşırı değerlendiğinin bir göstergesi durumunda. Oysa Çin ile rekabet edebilmek için Yuan’ın Türk Lirası karşısındaki piyasa değerinin, gerçek değerinin üzerinde bulunması, yani mavi eğrinin kırmızı eğrinin üzerine çıkması, en azından bu ikisinin birbirine eşitlenmesi gerekir.

Bu grafikten çıkaracağımız sonuç şu: Türkiye’de eğer bir devalüasyon olacaksa, bu miktar en düşük %82 oranında gerçekleştirilmelidir.

Aşağıda Türkiye'de enflasyon oranını açıklayan farklı kurumların verileri kullanılarak hesap edilmiş Gerçek Dolar Değeri ve paritede daha önce yaşanmış oranlarda ani bir sıçrama gerçekleşmesi durumunda doların yükselebileceği maksimum değerler gösterilmektedir. Tüm bu değerlerin ortalaması ise tablonun sağ bölümünde yer alıyor. Burada devalüasyon miktarına dönük olarak %22 ile %134 arası bir değerlenme oranı, yani 44.5 lira ile 85.5 lira arasındaki bir dolar değeri ile karşılaşıyoruz.

Devalüasyon oranına dönük üçüncü çıkarımı ise aşağıdaki tablo üzerinden gerçekleştirebiliriz. 2020 başından günümüze dolar fiyatının diğer kalemler karşısında ne kadar geride kaldığını görüyorsunuz. Yine en az %80’ler gibi bir devalüasyon olasılığı/gerekliliği beliriyor buradan da.



7 Nisan 2025 Pazartesi

Arjantin, Türkiye ve Devalüasyon

Türkiye'nin ikizi olduğu sıklıkla dile getirilen Arjantin’in para birimi Ağustos 2022-Ağustos 2023 arası dönemde %267 oranında değer kaybetmiş, Aralık 2023 tarihinde de %124’lük keskin bir devalüasyon gerçekleştirilmişti. Devalüasyonun yapıldığı tarih aşağıdaki grafikte 1 no’lu dikdörtgen bölüm içerisine görülüyor. Arjantin pesosu o günden bu yana değer kaybetmeye devam etmektedir ancak artık daha makul kayıplar söz konusudur. Bu grafikte 2 no’lu küçük kutudaki gelişmeye dikkat ediniz. Kırmızı renkli Gerçek Değer Eğrisi başını eğerek yataya doğru alçalmaya başlamış durumda. Yani belki de önümüzdeki aylarda, Arjantin ekonomisinin nihayet toparlanmaya başladığını görmemiz mümkün olabilir.

Günümüzde Arjantin enflasyonu %200’lerden %53’e gerilemiş durumda. Büyüme rakamları ise (–%1) değerini gösteriyor. Bir yıl üç ay önceki devalüasyonun, Arjantin enflasyonunu hızlandırma değil yavaşlatma yönünde etki yaptığını izliyoruz. Eğer gerekli önlemler alınırsa Türkiye’de de benzeri bir gerçekleşme yaşanabilir.

Arjantin ekonomisinin seyrini, büyüme rakamlarına da dikkat ederek sonraki aylarda takip etmeyi sürdüreceğiz.

Aşağıda Türkiye'nin resmi TÜİK kurumu tarafından açıklanan veriler doğrultusunda hazırlanmış Gerçek Dolar Değeri Grafiği bulunmaktadır.. Kırmızı renkli Gerçek Değer Eğrisinin hala nasıl bodoslama yükselmeye devam ettiğini görüyorsunuz.

Bir aşağıdaki ENAG grafiğindeki durum ise daha fena. Yani son dönemde uygulanan ekonomik politika, ite kaka enflasyonu belki biraz düşürmüş olabilir ancak Türkiye'de insanların alım gücü kayıplarının zirve yaptığı bu politikalar nedeniyle çekilen tüm sıkıntılara karşın, hala gerçek bir başarıya ulaşıldığı söylenemez… Ve çok da uzak olmayan bir sürenin sonunda, bu grafikte bir sıkıntı sıçramasının görülme olasılığı çok yüksek gibi duruyor.

Devalüasyon sonrasında, (yani “the day after devaluation”) her mal, hizmet ve yatırım aracı aynı tepkiyi vermeyecektir. Kimilerinde şiddetli kimilerinde hafif bir etki görülecektir. Bu iddianın temel dayanağı, enflasyon karşısında her mal, hizmet ve yatırım aracının aynı tepkiyi vermemesi gerçeğine dayanmaktadır.

İmalat sanayi, otomotiv, elektronik, telekomünikasyon gibi ithalat yoğun sektörlerin ürün fiyatları devalüasyondan büyük oranda etkilenecek, doğalgaz ve petrol gibi ürünler ise neredeyse devalüasyon oranını bire bir yansıtacak şekilde pahalılaşacaktır.

Diğer yandan girdisi ağırlıklı olarak yerli üretime dayanan ürünlerde ve hizmet sektöründe ise devalüasyonun etkisi daha sınırlı kalacaktır. Örneğin turizmde fiyatlar, döviz cinsinden gerileyecektir. Çünkü bu segmentte enflasyonun etkisi, döviz fiyatlarının yükselmesine göre çok daha belirleyici olmaktadır.

Devalüasyon elbette Türkiye’de ilk anda enflasyonu artıracak bir unsurdur. Ancak bu etkinin ne oranda ağır ya da hafif yaşanacağının göstereni, alınacak parasal ve mali politikalarla yakından ilişkilidir. Eğer yozlaşma yönünde değil uyarılma yönünde bir devalüasyon gerçekleştirilirse, devalüasyon tarihinden sonraki birkaç ay içerisinde enflasyonun kontrol altına alınması mümkün olabilir.

Dolayısıyla devalüasyona hazırlık aşamasındaki ve devalüasyon sonrasındaki politikaların dürüst, işinin ehli, yurtsever, namuslu, dirayetli, halktan, bilimden ve akıldan yana insanlar tarafından idare edilmesi son derece önemlidir. Eğer eski tas eski hamam devam edilirse, ne yapılsa işe yaramayacaktır.

Dolayısıyla devalüasyon en uygun zamanı kestirilip planlanarak ve bu tarihten sonraki döneme hazırlanarak gerçekleştirilmelidir; yani devalüasyonun uyarılma yönünde etki göstereceğinden emin olunmalıdır.

Peki, bir devalüasyona hangi tür yatırım aracı nasıl tepki verir; buna da bakılması gerekiyor.

Kiralar enflasyon paralelinde arttırıldığı için devalüasyondan birebir etkilenmez. Yine konut ve arsa fiyatları da –aşağıdaki tablodan da görülebileceği üzere- konut fiyat endeksinin enflasyon oranında ve hatta enflasyondan çok daha yüksek artması nedeniyle devalüasyon oranında artış göstermezler.

Devalüasyonun olumlu ya da olumsuz gerçek sonuçlarını alabilmek için üç-beş ay sonrasını, hatta bir senelik süreci değerlendirmek gerekir. Konut fiyatları bu zaman içerisinde dengelenecek ve gerçek değerlerini bulacaktır.

Değerli metaller, Bitcoin gibi akçalar ve dövize endeksli fonlar, elbette Türk Lirası cinsinden, devalüasyon oranında değer kazanırlar.

Faizlerin ilk anda yükselmesi doğaldır ancak devalüasyonun uyarılma yönünde başarılı sonuçlar göstermesi durumunda, faizler üç ay içerisinde, devalüasyon öncesindeki duruma göre bile çok daha fazla gerileyecektir.

Yatırım aracı olarak devalüasyondan en büyük hasarı, hisse senetleri ve Türk Lirası cinsinden fonlar alacaktır çünkü bu alanlarda nominal gerilemeler yaşanmasa bile, reel anlamda kayıplar söz konusu olacaktır. Fakat ekonomi düzeldikçe, yani devalüasyonun uyarıcı etkisi olumlu sonuç gösterdikçe, borsalar kısa sürede toparlanacak ve bırakın devalüasyon öncesi dönemi, birkaç sene içerisinde daha önceki zirvelerini bile zorlayacak seviyelere yükselecektir.

Dolayısıyla devalüasyon sonrası dönemde, zamanını kollayarak hisse senedi yatırımı yapmak en iyi seçenek olacaktır.


6 Nisan 2025 Pazar

Küresel Rekabet Avantajı Sağlayabilmek için Dolar Fiyatı Ne Kadar Olmalı?

Çin Yuan’ının Gerçek Türk Lirası grafiğine bakınız. Mavi eğri piyasa değerini, kırmızı kalın eğri gerçek değeri gösteriyor. Piyasa değerinin gerçek değerin altında bulunması, Türk Lirası’nın aşırı değerlendiğinin bir göstergesi durumunda. Oysa Çin ile rekabet edebilmek için Yuan’ın Türk Lirası karşısındaki piyasa değerinin, gerçek değerinin üzerinde bulunması, yani mavi eğrinin kırmızı eğrinin üzerine çıkması, en azından bu ikisinin birbirine eşitlenmesi gerekir.

Bu grafikten çıkaracağımız sonuç şu: Türkiye’de eğer bir devalüasyon olacaksa, bu miktar en düşük %82 oranında gerçekleştirilmelidir.

Ortalamalar cinsinden Doların Gerçek Türk Lirası Değeri tablosuna geri dönelim. Burada devalüasyon miktarına dönük olarak %22 ile %134 arası bir değerlenme oranı, yani 44.5 lira ile 85.5 lira arasındaki bir dolar değeri ile karşılaşıyoruz.

Devalüasyon oranına dönük üçüncü çıkarımı ise aşağıdaki tablo üzerinden gerçekleştirebiliriz. 2020 başından günümüze dolar fiyatının diğer kalemler karşısında ne kadar geride kaldığını görüyorsunuz. Yine en az %80’ler gibi bir devalüasyon olasılığı beliriyor buradan da.

Varsayalım devalüasyon oldu. Sonrasında ne yaşarız? (After devaluation) Biraz da buna bakalım.

Konuyu anlayabilmek için diğer ülkelerin deneyimlerini incelemekte yarar var. Nijerya, Haziran 2023 ve 2024 yılı başı olmak üzere toplamda %350’lik iki aşamalı devalüasyon yaşadı. Öncesinde enflasyonları %30, büyüme oranları %3 civarındaydı. Günümüzdeki duruma baktığımızda bu rakamlarda herhangi bir anlamlı değişiklik gerçekleşmediğini görüyoruz. Nijerya’nın günümüzdeki enflasyonu %34, büyüme oranı ise %3.5 civarlarında.

Böylece devalüasyonun, mutlaka enflasyon artışına neden olacağı varsayımı yanlışlanmış oluyor. Elbette her ülkenin kendine has gerçeklikleri söz konusudur. Nijerya’da enflasyonun artmamış olması, Türkiye’de artmayacağı anlamına gelmez fakat devalüasyon oranında enflasyon beklenmemesi gerektiğini kanıtlar. Buna geleceğiz.

Nijerya grafiğinin son bölümüne dikkat ediniz. Bir devalüasyonun başarılı olduğunun söylenebilmesi, yani -atom modelinden hatırlayın- yozlaşmanın değil uyarılmanın yaşanabilmesi için, kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin başını eğip yatay seyre doğru düzeltme yapması gerekir. Nijerya grafiğinde bunu göremiyoruz. Yani enflasyonları artmamış fakat devalüasyonları da başarılı olmamış görünüyor. Demek ki ya bir kalkınma stratejileri yok ya da gereğince uygulayamamışlar.

Şimdi Pakistan grafiğine bakınız. Bu ülke bir devalüasyon yapmamış ancak bir kural olarak paralarını değersiz tuttukları, yani mavi renkli piyasa değerini uzun yıllardır kırmızı renkli gerçek değerin üzerinde bulundurma taktiği izledikleri anlaşılıyor. Grafik 1993 yılı başından günümüze dek olan resmi veriyor. Son bölüme dikkat ediniz. Gerçek değer ve piyasa değeri nihayet başlarını eğip yatay seyre geçmişler. Eğer ilerleyen aylarda kırmızı renkli gerçek değer eğrisi başını aşağıya eğip gerilemeye başlarsa, son bir buçuk yıldır uyguladıkları ekonomik politikaların artık nihayet başarılı olmaya başladığı söylenebilecektir. Günümüzde Pakistan’ın yıllık enflasyonu %1 ve büyüme oranı %2.75 civarlarında.



Devalüasyonun Gereği, Yöntemi ve Sonuçları

Kabul etsek de etmesek de dünya artık küresel bir köy halini aldı. Bir ülkenin yalnızca kendi üretimiyle ayakta kalabilmesi mümkün değil. Ya Kuzey Kore gibi olacaksınız (Ki bu ülke, Çin ve Rusya’dan aldığı desteğe rağmen bu durumda) ya da dış ticarete dönük faaliyetlerde bulunacaksınız. Yani dışarıdan mal alıyorsanız, mal da satmak durumundasınız. (Trump da bu özgüvenle –ya da bu ukalalıkla diyelim- Ukrayna’ya “Sana silah veriyorum, sen de bana madenlerini ver,” diyor biliyorsunuz. Bu işler öteden beri kamuoyundan gizli saklı zaten yapılan işlerdi. Trump’ın farkı, kartlarını açık oynayıp, bu işi alenen yapması.)

Dış ticaret, küresel köy dediğimiz dünya düzeninde uygarlaşmanın, zenginleşmenin, saygın bir ulus olmanın, hatta ayakta kalmanın en önemli bileşeni durumunda. Peki bu dış ticareti nasıl yapacaksınız? Takas yöntemiyle yapamayacağınıza göre, ticari partnerinizin kabul edeceği ortak ve güçlü bir değişim aracı kullanacaksınız. Bu değişim aracı, altın, petrol, gümüş, pırlanta, dolar, euro, yen, yuan, Bitcoin ya da Türk Lirası olabilir. Yeter ki, sağlam, rezerv değeri bulunan ve kabul edilebilir bir değişim aracı olsun.

Eğer sizin ulusal para biriminiz rezerv değerine sahip değil ve değişim aracı olarak onay görmüyorsa; ticareti kolaylaştıran bu akışkanın adının altın, petrol, dolar ya da euro olmasının sizin açınızdan büyük bir farkı bulunmaz. Her durumda, küresel ticaret dişlilerinin dönmesini sağlayan akışkan olarak düşünebileceğimiz para birimini ya da birimlerini kazanmak zorunda olursunuz. Yani ihracatınızı ithalatınıza denk tutmak ya da daha geniş kapsamıyla cari dengenizin fazla vermesini sağlamak durumundasınız.

Bunu nasıl yapacaksınız? Ülke olarak bazı sektörlerde öncü ve lider konuma gelerek, diğer sektörlerde de rekabet avantajı sağlayarak.

Türkiye’nin öncü ve lider olduğu sektörler var mı? Birkaç tane vardır herhalde. Fındık konusu geliyor aklıma. Dünyanın en büyük ihracatçısı durumundayız fakat fiyatını, bildiğim kadarıyla, dışarıdan belirliyorlar.

Peki, rekabet avantajına sahip miyiz? Değişen taleplere göre üretiminizi hızla dönüştürmek, güçlü özkaynaklara sahip olmak, üretim maliyetlerini düşürmek gibi pek çok ayağı var bu işin.

Toparlarsak, güçlü bir dış ticaret ülkesi olabilmek için planlı, programlı, emek ve sabır isteyen, uzun vadeli ulusal bir kalkınma stratejisi oluşturulmalıdır. İktidara kim gelirse gelsin, adımların ortaklaşa belirlenip, değiştirilmeden kararlılıkla uygulanması gerekir.

Bu işi en iyi Çin yapıyor. Kalkınma stratejileri kapsamında gerekli altyapı yatırımlarını tamamlıyor, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştiriyor, uygun mali ve parasal önlemler alıyor ve tüm bunların yanı sıra, bir yandan da, rekabet avantajını pekiştirebilmek için ulusal parasının değerini düşürüyor.

Bizim bir kalkınma stratejimiz var mı? Emin değilim, doğrusu. Fakat böyle bir stratejimiz varsa bile kararlılıkla ve değiştirilmeden uygulanmadığına eminim. Hangi konuda tutarlıyız ki, böylesi uzun soluklu bir süreci gereğince idame ettirebilelim.

27 Mart 2025 Perşembe

Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması - Mart 2025 - Türkiye Dünyanın En Kötü İkinci Ekonomisi

“Türk’ü Nasıl Fakirleştirirsiniz?” başlıklı yayınımda para ve maliye politikaları alanında yapılan yanlışlıkları saymış; ardından şunu yazmıştım: “Hükümet sizi öncelemiyor ki! Açık ya da saklı başka planları, başka öncelikleri var. Politik önceliklerinin, ideolojik kaygılarının, yani siyasi tercihlerinin en dibinde yer alıyorsunuz. Alım gücünüz gerilemeyecek de ne olacak? Büyük düşünmekten –gerçi onu da beceremiyorlar- siz yurttaşları düşünmeye ne fırsat ne vakit ne de kaynak bulabiliyorlar.” Bunun ardından “Alım gücü kaybının ve enflasyonun nedeninin iktidarın siyasi tercihlerinin sonucu olduğunu vurgulamıştım.

İşte, içinde bulunduğumuz günlerde bunun nihai aşamalarını yaşamaya başladık. Niçin nihai diyorum? Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Ve bu tarihten sonra durumu düzeltmek adına ne tür önlemler alınırsa alınsın, hangi tür tornistan adımlar atılırsa atılsın “yapılmış kötülüğün” ve “kasıtlı hataların” telafisi olmayacak.

Durum zaten çok iyi gitmiyordu. Mehmet Şimşek politikalarıyla varılabilecek “en iyi” zaten geride kalmaya başlamıştı. Reel kesimin döviz açığı son beş yılın zirvesine çıkmış, 148 milyar doları bulmuştu. Mart ayı başından tutuklamalara varıncaya dek geçen süre içerisinde döviz mevduatları yeniden yükseliş eğilimine girmiş, iki hafta içerisinde 3,2 milyar dolarlık artış yaşanmıştı.

Tutuklamalar sonrasında ise “kötülük yaparak boyundan büyük işlere soyunmanın” beklenebilecek sonuçları tüm ağırlığıyla gündeme oturdu.

İlk anda 10 milyar dolarlık carry-trade bozdurulup yurtdışına çıkarıldı. CDS’ler altmış puanlık artışla 320’nin üzerine çıktı. Hafta sonuna kadar üç gün içerisinde MB rezerv satışı 25 milyar doları buldu ve bin bir zorlukla, milletin alım gücündeki zayıflama bahasına, son iki yıl içerisinde biriktirilen swap hariç net rezerv toplamının %38’i satılmış oldu.

Para Politikası Kurulu olağanüstü toplanarak gecelik vadede borç verme faiz oranını 3,5 puanlık artışla %46’ya yükseltti. Londra’da TL gecelik faizi iki yılın zirvesini görerek %136 seviyesine yükseldi. Merkez Bankası vadeli döviz satışına başladı.

Borsa çakıldı ve Mart ayının ilk günlerinde başlayan tüm yükselişin bir anda sıfırlanması yetmezmiş gibi bir sene önceki seviyelere dönülerek BIST-100 Endeksi’nde 9,000 rakamının altı görüldü. Bu millet geçmişten günümüze yapılan tüm sıfırlamaları affetmeye devam ettiği sürece de, benzeri sorunlarla tekrar tekrar yüzleşmeye devam edeceğiz, ne yazık ki!

Dolayısıyla böyle bir ortamda –yatırım tavsiyesi anlamına gelmemekle birlikte ve özellikle alım ve satım anlamında panik hareketlerden sakınmanız gerektiği uyarısını yaparak- geleceğe dönük olarak benim şahsi düşüncem, artık döviz varlıklarında her gerilemenin alım ve Türk varlıklarında ise her yükselişin satış fırsatı olarak değerlendirilebileceği şeklindedir. Ayrıca sanal varlıkların en azından bir kısmının fizikiye çevrilmesi, gelecek günlerdeki olası birikim kayıplarının ve geçim sıkıntısı risklerinin telafisi açısından gerekli bir önlem gibi duruyor.

Şimdi, dünya ülkelerinin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması’nı yaparak Türkiye’nin yerini görecek ve Türk ekonomisinin nasıl olup da, dünyanın en kötü ikinci ekonomisi olduğunu grafik ve tablolarımız üzerinden inceleyerek anlayacağız.

Türk Lirası’nın niçin devalüe edilmesi gerektiği tezini destekleyen nitelikte özgün ve güzel bir çalışmadır. Sonuna kadar takip ederseniz, tüm durumu olanca açıklığıyla kavrayacağınıza inanıyorum.

Grafik ve tabloların oluşturulmasında, içinde Türkiye’nin de bulunduğu 70 ülke değerlendirilmeye alındı ancak Türkiye’de farklı kurumlar farklı enflasyon verileri açıkladığı için bu sayıyı tablolar üzerinde 74 olarak göreceksiniz. Yalnızca Türkiye yazan satır, dört kurumun açıkladığı aylık enflasyon verilerinin ortalamasıyla oluşturuldu.

İlk tablomuz Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri Sıralaması’nı gösteriyor. Birinci sırada Çin, son sırada İran yer alıyor. Burada pozitif oranlar, ülke ulusal paralarının dolar karşısında ne kadar değersiz olduğunu, negatif oranlar ise ülke ulusal paralarının dolar karşısında ne kadar değerli yani pahalı olduğunu ifade ediyor.

Çin’in değeri %156. Grafiğine bakınız.

Çin Yuanı’nın mavi renkli piyasa değeri, Çin Yuanı’nın kırmızı renkli gerçek değerinin %156 üzerinde bulunuyor. Çin parasının değerini piyasada belirlenecek şekilde serbest bırakacak olsa, son kırk yıllık üstün ekonomik performansı nedeniyle Çin Yuan’ının değer kazanması, yani mavi renkli piyasa değerinin kırmızı renkli gerçek değer eğrisine yakınlaşması beklenirdi. Oysa ABD’ni kızdırma ve bir ticaret savaşını körükleme bahasına Çin bunu yapmıyor ve uluslararası rekabet avantajını pekiştirebilmek amacıyla ulusal parasının değerini düşük tutmaya devam ediyor.

Diğer yandan listemizin son sırasındaki İran ise parasının değerini -%391 oranında aşırı değerli tutmayı tercih ediyor. Ambargoyu delerek piyasa fiyatının çok altında petrol satışını mümkün kılan bir politika olabilir bu. Ancak grafiğinden görüyorsunuz, geçmişte iki kere devalüasyona mecbur kalmışlar, yakın gelecekte de 10 kata varacak oranda bir devalüasyona daha mecbur kalacaklardır.

İran para rejimi çok karışık. Resmi para birimleri Riyal ancak halk günlük alışverişini yaparken bundan bir sıfır atarak ifade ettikleri Tümen birimini kullanıyor.

İran Merkez Bankası Riyal’den beş sıfır atacağını açıkladı ancak henüz yürürlüğe girmiş değil. Bunu yaptıklarında herhalde önceden bir devalüasyon gerçekleştireceklerdir, bu nedenle gecikmiş olabilir.

Ayrıca İran’da resmi kur, serbest piyasa kuru, NIMA ve SANA sistemleri gibi farklı döviz kurları var. Mart 2025 itibarıyla 1 dolar karşılığı olarak resmi kur 42,000 riyal; NIMA kuru 670,000; SANA kuru 700,000; serbest piyasa kurunun ise yakın zamanda 980,000’e ulaştığı ifade ediliyor.

Yani ulusal para biriminin bastırılarak zoraki değerli tutulması stratejisi, rekabet güçlükleri yaratmasının yanı sıra, İran’ın karşılaştığı türden bir enflasyon sarmalını da tetiklemiş oluyor.

Listemizin 73. sırasında, açıkladığı enflasyon verileri itibarıyla ENAG-Türkiye bulunuyor. Yani ENAG’a göre Türkiye, İran dışında parasının değerini en yüksek tutan, yani doların en ucuz olduğu dünya ülkesi durumunda. Kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin mavi renkli piyasa değeri eğrisinin %118 üzerinde bulunduğunu görüyorsunuz.

IPA verileri ve Türkiye ortalaması olarak bakıldığında -%7’lik ve -%9’luk değerler görüyoruz. Bunlar gerçek değere oldukça yakın oranlar ancak diğer dünya ülkelerinin kur uygulamalarına bakıldığında, yine Türkiye’yi listenin son sıralarına atan ve dolar karşısında Türk Lirası’nın -geçen hafta gerçekleşen şu son artışa karşın- hala ne kadar değerli olduğunu gösteren bir tablo sunuyor bize.

ITO ise 43. ve hele ki TÜİK ise 21. sırada; elbette eğer inanırsanız.

Yukarıdaki tabloda yer alan Ülkelerin Gerçek Dolar Değeri sıralaması, geçmişten günümüze olan resmi veriyordu. Aşağıdaki tablo ise son bir senelik durumu yansıtıyor.

Son birkaç senedir Çin ekonomisinin yavaşladığı söylenebilir. Belki de bunun nedeni senelik gerçek dolar değerindeki değişim hızının %0.06’ya gerilemesi ve Çin’in bu alanda 16.lığa düşmesi olabilir.

Türkiye burada görüyorsunuz, Arjantin ve Nijerya ile birlikte son sıraları paylaşıyor. Bu tablo, dünya ülke ekonomilerinin gelişme ve gerileme anlamındaki gerçek göstergesi durumunda. Bir ülke ekonomisinin, yurttaşlarına en çok faydayı sağlayacak şekilde gelişebilmesi için tablonun üst sıralarına tırmanması ve gerçek değer değişim hızını pozitife taşıması gerekiyor.

Bu sefer Türkiye ortalamasının grafiğine bakalım. Kırmızı renkli gerçek dolar değeri eğrisinin boynunu hiç eğmeden, ne kadar diklemesine tırmandığını görüyorsunuz. Yurttaşlarının geçimine ve birikimine en az katkıyı sağlayan başarısız bir ekonominin grafiği bu.

Tablomuza geri dönelim. İlk iki sıradaki ülkeyi görüyor musunuz? Bunlar komşularımız Gürcistan ve Ermenistan. Eskinin komünist doğu bloğu ülkeleri bizi çoktan geçtiler. Şimdi sıra belki de bu iki ülkeye gelmiş olabilir; ne dersiniz?

Otuz yıl önce Romanya’ya gitmiştim. İnsanların aylık maaşları bir karton sigaraya eşitti.

Yirmi sene kadar önce, ikiz çocuklarımız nedeniyle iki yıl süreyle Gürcistan’dan hanımlar çocuk bakımı için evimizde kalıp bize destek oldular.

Romanya’da insanların alım gücü bizi geçti. Ve belki de yakında bizim kadınlarımız Gürcistan ve Ermenistan’a giderek çocuk bakmak durumunda kalacaklar.

Nerden nereye? Kimin kabahati bu? Kabahat bir masumiyet ifadesi veriyor. Oysa ortada büyük bir suç olduğu kesin. Ve hayır, yalnızca siyasetçiler değil, bu millet de bu suçun ortağı durumunda. Beyinlerini kullanmadıkları için, iradeleriyle değil ilkel duygularıyla hareket ettikleri için suçlular.

Günümüzde de bu ortaklaşa işlenmiş suçun sonuçlarını yaşıyoruz.

Bakın Ermenistan grafiğine. 2014 tarihindeki devalüasyondan günümüze doların piyasa değerini gerçek değerin üzerinde tutuyorlar. Son beş yıllık dönemde ise gerçek değerin aşağıya olan ivmesi hızlanmış durumda.

Elbette ekonomik başarıyı yakalamak yalnızca doların değerini arttırmakla sağlanabilecek bir şey değil. Bunun yanı sıra en uygun kalkınma stratejisini belirleyerek kararlılıkla uygulamak, gerekli altyapı yatırımlarını tamamlamak, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştirmek, uygun mali ve parasal önlemler almak gibi tedbirler de gerekiyor.

Gürcistan’ın devalüasyon uygulaması da yaklaşık olarak Ermenistan’la aynı tarihlere, 2013-2014 yıllarına denk geliyor. Doların piyasa değerini gerçek değerin oldukça yukarısına tırmandırmışlar. Pandemiye kadar olan sonrasındaki 6-7 yıllık dönemde çok büyük bir başarı yakalayamamışlar aslında. Son dört yıllık dönemde ise kırmızı renkli gerçek değer eğrisinin ne kadar yüksek bir ivmeyle aşağıya eğrildiğini görüyorsunuz.

Gürcistan ve Ermenistan’ın bu başarısını, ülkelerin son yedi yıllık toplam büyüme rakamlarında da görüyoruz. Son yedi yıl içerisinde Gürcistan %49, Ermenistan ise %44 büyümüş durumda.

İlk on sırada ise Çin, Hindistan, Vietnam, Bangladeş gibi Güney Doğu Asya ülkelerinin yanı sıra Etiyopya, Ruanda, Tanzanya, Uganda gibi Orta Doğu Afrika ülkeleri yer alıyor. Son yıllarda Afrika’nın çehresi hızla değişmeye başlamış durumda.

İkinci sıradaki Ruanda’nın grafiğine bakınız. Henüz kırmızı renkli gerçek değer eğrisi başını eğmemiş durumda. Bu durum henüz halkının toplu refahını arttıracak yönde büyük bir başarı yakalanamadığını gösteriyor. Fakat doların piyasa değeri gerçek değerinin %126 üzerinde bulunuyor.

Üçüncü sıradaki Bangladeş’in grafiğinde ise, son bir buçuk yıldır doların piyasa değeri tırmanışını sürdürürken gerçek değer eğrisinin nihayet başını eğdiğini görüyoruz. Gerçek değer eğrisi pozisyonunu koruyacak olursa, piyasa değerindeki artış eğilimi de duracak ve ülke ekonomisinde halkın yararına çok daha olumlu gelişmeler yakalanabilecektir.

Bangladeş dünyanın en fakir ancak en hızlı gelişmekte olan ülkelerinden birisi durumunda.

Vietnam grafiğine bakınız. Son on beş yıldır doların piyasa değeri yükselmeyi sürdürüyor ancak doların gerçek değeri artık başını aşağıya eğmiş durumda ve aralarındaki fark büyüyor. Bu fark günümüzde %97.5 seviyesinde.

Ulusal parayı değersizleştirmenin ekonomik başarının yakalanmasında ve yurttaşlarının refahının arttırılmasında bir tesadüf olmadığını görüyorsunuz, değil mi?

Uganda’ya bakınız. Burada da benzeri bir resim var. Çok küçük değerlerle olsa da doların piyasa değeri artmayı sürdürüyor ancak doların gerçek değeri son on yıldır gerileme içerisinde. Yani Uganda’nın ekonomisi ABD’nin ekonomik performansından son on yıldır daha iyi durumda.

Ülkelerin son yedi yıllık toplam büyüme oranlarında Türkiye ise 14. sırada bulunuyor. Son yedi yılda %35 büyümüşüz. Buna inanıyor musunuz?

Ya yandaşlar, beşliler falan böyle büyüdü herhalde ya da enflasyon rakamlarını doğru açıklamadığı aleni olan TÜİK, belki büyüme rakamları ile de oynuyor olabilir. Yoksa biz yurttaşların bu son yedi yılda %35 büyüdüğü değil en az bu oranda küçüldüğü son derece net.

Son bir yıllık büyüme oranı olarak ise Türkiye %2.45 ile 47. sırada bulunuyor. Arjantin, Jamaika, Yeni Zelanda küçülmüş durumdalar. Avrupa ve İngiltere’nin büyüme oranları %1’in altında.

Çek Cumhuriyeti’nin büyüme oranı %1.45. Son yedi yıllık büyüme oranı da yine düşüktü, %8.90’dı ve 62. sıradaydı. Bu durumu, gerçek dolar eğrisinin son yedi yıldır süregelen yukarı eğiminden de anlıyoruz. Ve son dönemde bu iki eğri arasındaki açıklık -%50’yi bulmuş durumda.

Çekya’nın ihracat rakamı ithalat rakamının üzerinde aslında ancak verdiği cari açığın milli gelire oranı %5’i aşmış durumda. Avrupa Birliği üyesi olmasının avantajıyla ve elbette bir hukuk ülkesi olmayı başarması sayesinde mevcut açığını doğrudan yabancı sermaye girişleriyle finanse ediyor.

Suudi Arabistan ve Bahreyn’in büyüme rakamları da çok yüksek sayılmaz ancak son kırk yıldır süren son derece istikrarlı bir ekonomileri bulunuyor. İlk grafik Suudi Arabistan’ındı. Şimdiki grafik Bahreyn’in. Paralarının değerinin ABD Doları’na nasıl sabitlendiğini görüyorsunuz. Kırmızı renkli gerçek dolar değerleri ise geriliyor. Yani ABD’nden daha başarılı bir ekonomileri var.

Son bir yıllık sürede en yüksek hızda büyüyen ülkeler arasında, tıpkı son yedi yıllık dönemde olduğu gibi, yine Ruanda, Etiyopya, Gürcistan, Vietnam, Uganda gibi ülkeler bulunuyor.

Kamboçya yedinci sırada. Bu ülke de parasının değerini ABD dolarına sabitlemiş durumda. Kırmızı renkli gerçek dolar değeri ise yüksek ivmeli gerilemesini, dolayısıyla Kamboçya ekonomisi istikrarlı büyümesini ve halkının refahını artırmayı sürdürüyor.

Hindistan yüksek oranlı büyüme oranları sağlayan bir ülke. Hatta zaman zaman ikinci Çin olma yolunda ilerlediği söyleniyor. Ancak grafiğine baktığımızda durumun pek de böyle olmadığını görüyoruz. Hindistan rekabet avantajı sağlamak için parasının piyasa değerini düşürmeyi sürdürüyor. Ancak kırmızı renkli gerçek dolar eğrisi de yaklaşık aynı oranlarda yükseliyor. Yani henüz gerçek ve halka yansıyan bir ekonomik başarıdan söz edilemez. Fakat bu durum birkaç yıl içerisinde değişebilir. Bunun işaretleri de izlenmiyor değil.

Filipinler ekonomisi ise çok daha başarılı. Son on yıldır doların piyasa ve gerçek değeri, birbirlerine zıt yönlerde ivmelenmiş durumdalar. Bu grafik bize, doların piyasa değerindeki yükselişin, illa ki enflasyonda bir artışa yol açmadığının kesin bir delili niteliğinde.

Şimdiki tablomuzda ülkelerin son yedi yıllık toplam enflasyon oranlarını görüyoruz.

Arjantin %6679’luk oran ile son sırada. Onu Türkiye ve İran izliyor. ENAG verilerine göre son yedi yılın toplam enflasyon oranı %2624. Türkiye ortalaması ise %1187. Yani Türkiye’de son yedi yıl içerisinde hayat, yedi ila yirmi yedi kat arasında bir oranda pahalılaşmış durumda.

Şimdiki tabloda son bir yıllık enflasyon oranları yer alıyor. Türkiye ve Arjantin yine son sıradalar. Onları Nijerya ve İran gibi ülkeler izliyor. Savaş halindeki Ukrayna’da %14’lük, Rusya’da ise %10’luk enflasyon var. Gürcistan’ın enflasyonu %2.83 ve Ermenistan’ın enflasyonu %2.91. İsrail’inkisi %3.24.

Çin’in ve Endonezya’nın enflasyonu ise eksi değerlerde bulunuyor. Endonezya’da geçim son bir yıl içerisinde %0.42 oranında ucuzlamış durumda.

Bunun nedenini Gerçek Dolar Değeri grafiklerinde görüyoruz. Son on beş yıldır, önceki on beş yıla nazaran Endonezya parasının piyasa değeri yükseliyor ancak bu durum enflasyonda bir artışa yol açmadığı gibi kırmızı renkli gerçek dolar eğrisini de geriletiyor. Bu sayede Endonezya üretim mallarının pazarlanmasında rekabet avantajı sağlıyor ve bu durum dönüp dolaşıp ekonomisini güçlendirirken halkının refahını da artırıyor.

Aşağıdaki tablo, ülkelerin son yedi yıllık ekonomik performans değerlerini veriyor. Rakam ne kadar düşükse, bu durum o ülkenin o kadar başarılı olduğu anlamına geliyor. Çin 3.75 puan ile birinci sırada. Onu Güney Doğu Asya ülkeleri ile Orta Doğu Afrika ülkeleri izliyor. Ermenistan, İsrail, Endonezya, Güney Kore ve Gürcistan ilk on beş içerisindeki diğer ülkeler. Türkiye hormonlu büyüme rakamları ve törpülenmiş enflasyon rakamları ile 63. sırada.

Azerbaycan 58. sırada bulunuyor. 2014, 2015 ve 2016 yılındaki güçlü devalüasyonlar sonrasında, paralarının değerini son on yıldır ABD dolarına sabitlemiş durumdalar. Ancak diğer önlemleri gereğince sağlayamamış olacaklar ki, Gerçek Dolar Değeri yükselişini sürdürüyor. Dahası, son iki yıl içerisinde bu ivme artmış durumda. Bu yıl içerisinde belki de piyasa değeri gerçek değerin altında inecek ve bu gelişme Azerbaycan parasının yeni bir devalüasyon ile karşılaşmasının önünü açacak.

Şimdiki tablomuzda ülkelerin son bir yıldaki ekonomik performans değerlerini görüyoruz. Bu listede Çin ikinciliğe düşerken, Endonezya birinciliğe yükselmiş durumda. Son sırada Arjantin var. Ondan bir üst sırada da Türkiye. Yani yayın başlığımıza geri dönecek olursak, Türkiye dünyanın en kötü ikinci ekonomisi durumunda.

Bu son tablomuzda ise para birimini değersizleştirmenin ülkelerin ekonomik performansları üzerindeki etkisini izliyoruz.

Ülkelerin solunda ekonomik performans listesinde kaçıncı sırada bulundukları ve sağında ise Gerçek Dolar Değeri sıralamaları yer alıyor. Renklendirilmiş ülkeler dışında, bu iki liste birbirleriyle uyum içerisinde.

Renklendirilmiş ülkelerin uyumlarındaki bozulmanın nedenleri ise şunlar:

Çoğunluktaki sarı renk ile işaretlenenler, büyük olasılıkla enflasyonu düşük büyüme rakamlarını yüksek açıkladığı düşünülebilecek ülkeler.

Mor renk ile işaretlenmiş Danimarka ve İsviçre ise güçlü ve konvertibilite değeri yüksek para birimine sahip olan ülkeler.

Yeşil renk ile işaretlenmiş İsrail ve Ermenistan’ın yardım ve yatırım anlamında yüksek oranlı dış destek aldıkları söylenebilir.

Açık mavi renkli Bolivya ve Guatemala ise paralarının değerini ABD dolarına sabitlemiş olan ülkeler.

Danimarka grafiğine bakınız. Paralarının piyasa değeri yükselmeye başladığından bu yana gerçek dolar eğrileri de gerilemeye başlamış durumda. Daha öncesinde ise ekonomileri bu kadar başarılı değildi.

Kenya grafiği ile bitiriyoruz. Paralarının konvertibilite gücü düşük olduğundan ve piyasa değeri gerçek değerin altında bulunduğundan dolayı çok başarılı bir performans sergilemiyorlardı. Son beş yıldır ise paralarının piyasa değerindeki güçlü tırmanış nedeniyle kırmızı renkli gerçek dolar değeri eğrileri nihayet gerilemeye başlamış durumda.



Görüşmek üzere. Sevgiler…


UYARI

UYARI