TÜSİAD, “Hem sanayici hem işveren hem de çalışan mutsuz!” dedi ve iktidarın tüm yapılarının tepkisini çekti. Etki de tepki de normaldir fakat normal olmayan bunun kovuşturmaya neden olmasıdır.
TÜSİAD ayrıca enflasyonla mücadelenin maliyetlerinden, suistimal ve kayırmacılıktan, siyasi
tutuklamalar artarken gerçek suçluların salıverildiğinden söz etti. “Suç
işlemek amacıyla örgüt kurmanın, şirket kurmaktan daha kolay” hale geldiğini
söyledi.
Tüm bu
çığlığın ardındaki temel neden ise, sanıyorum, ifade ettikleri şu sözde saklı:
“İhracatçı kan ağlıyor, ithalatın cazibesi artıyor.”
Durum
niçin böyle? Dolar baskılanıyor da ondan. Dışarıdan ithal etmek, bunu
yurtiçinde üretmekten daha ucuza geliyor da ondan. Eskiden yerli malı haftası
vardı, artık bütün bir yıl ithal malları senesine döndü de ondan.
Haydi,
eller havaya. Getir yurtdışından sat millete. Kolay para!
Ya da...
Yap
köprüleri, yolları, havaalanlarını, hastaneleri; bırak torunlar ödesin. Eller havaya…
Deliler
ülkesine döndük vesselam.
Bunun adı
ne ülke yönetimi ne de ekonomi yönetimidir. Bunun adı, çok başka bir şeydir.
Gerçekten
ülkemizin ekonomi modeli ne? Bileniniz var mı?
Bakan
Nebati döneminde, hani şu meşhur epistemolojik kopuşun yaşandığı ve ortodoks politikaların
terk edildiği dönemde, kucaklarında buldukları durumu, sanki bir ekonomik modelmişçesine
“Yeni Ekonomi Modeli (yani YEM)” olarak adlandırmışlardı. Sonra bunun adını TEM
(yani Türkiye Ekonomik Modeli) yaptılar. İçinde bulunduğumuz yüzyılın adını da
biliyorsunuz, Türkiye Yüzyılı koydular. Adlandırma yaparken maşallah, hiç
ellerini sakınmıyorlar, en üst perdeden coşuyorlar. Ama bakıyorsunuz, içleri
hep kofti. Daha o sene içerisinde bunun böyle olduğu çok net anlaşılabiliyor.
Geçen sene
Emekliler Yılı’ydı, hallerini gördük. Bu sene Aile Yılı. Allah korusun diyelim…
Yeni
Ekonomi Modeli’nde, Türk lirasının değer kaybetmesine bağlı olarak oluşan
rekabetçi döviz kurları sayesinde cari işlemler fazlası oluşacağı, döviz
bolluğu ve düşük faizlerle birlikte üretim, yatırım ve istihdamın artacağı ve
nihayetinde enflasyonun düşeceğini öngörmüşlerdi.
Peki
öyleyse niçin dövizi baskılıyorsunuz?
İlk
söyledikleri “Faizi düşürelim, enflasyon düşsün,” anlayışıydı, enflasyon daha
da azdı. Şimdi “Doları baskılayalım, enflasyon düşsün,” diyorlar, yine
başaramayacaklar. Çünkü üretimi bitirdiler, çünkü insanların alım gücünü erittiler.
Azınlıktaki
on milyon kişiyle koca ülkeyi döndürmeye, ekonomiyi ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Geride kalan bu yetmiş beş milyon ise -elbette sabır dilemeyeceğim- Allah akıl
fikir versin diyorum.
İbrahim
Güran Yumuşak diye bir adam var. Profesörmüş, hatta iktisat dekanıymış; işte bu
adam Yeni Ekonomi Modeli’nin Türkiye Modeli olarak literatürde yerini
alacağını, diğer ülkelere örnek teşkil edeceğini, böylece Türkiye’nin bölgesel/küresel
ölçekte lider ülke konumunu pekiştireceğini söylemiş.
Yazıklar
olsun! Başka bir şey söylemeyeceğim.
Aklı
başına insanlar Türkiye’de herhangi bir ekonomik model uygulanmadığını, “Alla
Turca İktisat” ya da “İdare-i Maslahat İktisadı” olarak adlandırılabilecek, bir
günü diğerine uymayan ve günü kurtarmaya dönük yamalı bohçaya ya da “Pansuman
Modeli”ne benzediğini söylüyorlar zaten.
Peki Gerçek Dolar Değeri ne? Bunu görmek isterseniz bir öncesi blog metnine bakabilirsiniz.